<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Güneri &#8211; Siyak Sibak</title>
	<atom:link href="https://siyaksibak.com/author/mustafaa1834/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://siyaksibak.com</link>
	<description>Kültürel İçerik Platformu</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Feb 2021 06:56:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/10/cropped-siyaksibak_kare_logo-32x32.png</url>
	<title>Mustafa Güneri &#8211; Siyak Sibak</title>
	<link>https://siyaksibak.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İbn Sina&#8217;ya Göre İnsan Hürriyeti</title>
		<link>https://siyaksibak.com/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2021 18:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2830</guid>

					<description><![CDATA[İbn Sina&#8217;ya Göre İnsan Hürriyeti Tanrı’nın Sudûru Olarak İnayet İbn Sînâ ezeli olan ile sonradan olanı, mutlak ile mümkünü, yaratan ile yaratılmış arasındaki ayrım ve ilişkiyi Tanrının inayetiyle açıklamıştır. Birden ancak bir çıkar ilkesi gereği Tanrıdan sudûr eden ilk şey de kendisi gibi olan ilk akıldır. İlk akıl Tanrıya nispetle zorunlu, özü itibariyle de mümkündür ve zatında çokluk barındırmaktadır. Çünkü hem Tanrıyı düşünür hem de Tanrıyla zorunlu özünde mümkün olduğunu düşünür. Düşünmedeki bu farklılık nedeniyle varlık alanında çokluk başlamaktadır. Alemin taşması ve varlığını devam ettirmesi Tanrısal inayet ile gerçekleşir.[1] Alemin, kendisinde değişiklikler, zıtlıklar ve çokluklar barındırması ilahi inayet ile gerçekleşir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>İbn Sina&#8217;ya Göre İnsan Hürriyeti</h2>
<h4>Tanrı’nın Sudûru Olarak İnayet</h4>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-2832" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-suduru-olarak-inayet.jpg" alt="İbn Sina'ya Göre İnsan Hürriyeti Tanrının Suduru Olarak İnayet" width="640" height="426" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-suduru-olarak-inayet.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-suduru-olarak-inayet-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p><em><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0bn-i_Sina" target="_blank" rel="noopener">İbn Sînâ</a> </em>ezeli olan ile sonradan olanı, mutlak ile mümkünü, yaratan ile yaratılmış arasındaki ayrım ve ilişkiyi Tanrının inayetiyle açıklamıştır. Birden ancak bir çıkar ilkesi gereği Tanrıdan sudûr eden ilk şey de kendisi gibi olan ilk akıldır. İlk akıl Tanrıya nispetle zorunlu, özü itibariyle de mümkündür ve zatında çokluk barındırmaktadır. Çünkü hem Tanrıyı düşünür hem de Tanrıyla zorunlu özünde mümkün olduğunu düşünür. Düşünmedeki bu farklılık nedeniyle varlık alanında çokluk başlamaktadır. Alemin taşması ve varlığını devam ettirmesi Tanrısal inayet ile gerçekleşir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Alemin, kendisinde değişiklikler, zıtlıklar ve çokluklar barındırması ilahi inayet ile gerçekleşir. Dolayısıyla alemde görülen bütün sıfatlar Tanrısal inayetin yansımalarıdır. Mümkün varlıklar var olmak ve varlığını devam ettirebilmek için Tanrının inayetine muhtaçtır. İnayetin mümkün varlıklar aleminde nasıl tezahür ettiğini anlayabilmemiz için Tanrının sıfatlarını bilmemiz gerekir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>İlk olanı zihni olarak bölemeyiz, tanımlayamayız. Onun temel özelliği biricik olmasıdır. Kendisi maddede değil ve herhangi bir biçimde maddesi de yoktur. Bu sebeple cevheri bakımından bilfiil akıldır.</p>
<p>“Vâcibu’l-Vücûd ’un bir tanımı yoktur çünkü onun cinsi ve faslı yoktur.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Tanrının zatını hiçbir zaman idrak edemeyiz, yalnızca sıfatlarını bilebiliriz. Fakat bu bilme ise akli irfan ile mümkündür. Ancak akli irfan hiçbir zaman zorunluluk ifade etmez dolayısıyla Tanrı mutlak manada bilinemez. Mutlak manada bilebilmek akabinde bir tanımlamayı gerekli kılar fakat Tanrının cinsi ve faslı olmadığından mütevellit onu herhangi bir tarzda tanımlamamız söz konusu değildir. Nitekim el-Evvel’in zorunlu varlık olmaktan başka bir mahiyeti yoktur. Tanrının varlığından dolayı var olanların varlığını Tanrı ile temellendirmek İbn Sina felsefesinin yapıtaşını oluşturmaktadır. İbn Sina felsefesinde varlığın varlığa gelmesi, metafizikten fiziğe doğru giden bir yolun anlaşılma sürecidir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>Zorunlu varlık her yönüyle zorunlu ve tamdır. Tanrı dışındakilerin mahiyetleri varlığı hak etmezler çünkü onların zorunlu varlık ile bağları kesildiğinde geriye sadece yokluk kalır. Buradan da anlaşılmaktadır ki zorunlu varlığın mümkün varlıkla bağlantısı inayetinin bir gereğidir ve varlık aleminde Tanrısal inayet olmazsa varlık aleminden söz etmemizde olası değildir. Aslında İbn Sina’da var olmak, varlığın Tanrıdan taşması inayet olarak adlandırılır.</p>
<h3>Tanrı’nın İlmi</h3>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-2833" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-ilmi.jpg" alt="İbn Sina'ya Göre İnsan Hürriyeti Tanrının İlmi" width="640" height="393" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-ilmi.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-tanrinin-ilmi-300x184.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>İbn Sînâ’ ya göre Tanrı her şeyi bilmektedir fakat bu bilmenin kendi zatında herhangi bir değişim meydana gerektirmediğini bildirmektedir. İlahi bilginin aşkınlığı külli kavramıyla karşımıza çıkmaktadır. Tanrının gelecek hakkındaki bilgisi yalnızca epistemik bir kanaldan mı kaynaklanmaktadır yoksa gelecek hakkındaki bu bilgi bilfiil var olmayı gerektiren bakış açısına mı sahiptir? İbn Sînâ ’ya göre Tanrı geleceği gelecek olarak mı bilmektedir yoksa geleceği şimdi<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> olarak mı bilmek zorundadır?<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>İbn Sînâ’ya göre Tanrı mutlak basit ve değişmezdir bu sebeple onun geleceğe taalluk eden bilgisinden söz etmemiz mümkün değildir. Zira bu bilfiil olan Tanrıya bilkuvvelik atfetmek olur ki bu da Tanrının potansiyel varlık olduğu anlamına gelir. Nitekim İbn Sina için zaman kipleri kabul edilebilir değildir. İbn Sina açısından bakıldığında geçmiş şimdi ve gelecek zaman kiplerinin varlığını kabul etmek bunların arasındaki sürekliliği de kabul etmek anlamına gelir dolayısıyla bunlara taalluk eden Tanrının bilgisinde bir değişimi kabul etmek anlamına gelir. Bundan dolayı İbn Sînâ, Tanrı geleceği gelecek olarak bilmez der. Neden sonuç ilişkisi içerisinde var olan ay altı   alemdeki varlıkların bilgisini Tanrı külli bilgi yoluyla elde etmektedir. Yaratılmış tüm varlıklar varlıklarını Tanrıdan aldığı için Tanrı onların hem varlıklarını hem de aralarındaki nedensel ilişkiyi bilir. Ezeli olan tanrının bilgisi zorunlu, değişmez, bilfiildir ve bilkuvve olan ay altı alem bilfiil olan ay üstü aleme göre şekillenir. Ay üstü alemde her şey ezeli bir ândalıkta meydana gelmekte, ay altı alemde buna göre şekillenerek vuku bulmaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></p>
<p>Külli-cüz’i bilgiden kastın ne olduğunu izah etmek gerekmektedir. Nitekim bazı alimler tarafından, İbn Sina, Allah’ın cüz’ileri bilmediğini savunmakla itham edilmiştir. İbn Sina itham edildiği düşünceyi hiçbir şekilde dillendirmemiştir. İbn Sina’ya göre Allah eşyayı değişmeyen bir ilimle bilmektedir. Zira bilinenler O’nun bilgisine tâbidir onun bilgisi bilinenlere tâbi değildir. Allah mümkinâtı ezeli bilgisi ile bilir ve belirler. Bu onun bilgisinin değişmezliğinin kanıtıdır.  Tanrı sürekli mevcuttur, bu süreklilikten kasıt Tanrının tüm zamanları kuşatmış olmasıdır. Dolayısıyla bu sürekli mevcutluğu zamansal değildir.</p>
<p>Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. Fakat Allah’ın bilmesi ile insanın bilmesi farklı şeylere tekabül eder. Bizim bilmemiz zamana ve mekâna bağlıyken Allah için böyle bir zamansallık söz konusu değildir. <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> İbn Sînâ’ya göre Vâcibu’l- Vücûd var olan her şeyi sebepleri ile bilmektedir. Bir şeyi bir şeye bağlı olarak bilmez. “Şeyin sebebini bilmek, o şeyi bizzat her şeyiyle bilmeyi gerektirir. Çünkü cüz’î bilgi, sebebin bilgisidir. Ancak bu bilgi, nesneden neş’et eden ve sonra Tanrı’nın bilgisine dönen bir bilgi değildir. Tanrı İbn Sina’ya göre kâbil değildir. Yani Tanrı’nın bilgiyi dışarıdan kabul etmesi, kendi ezeli bilgisi dışında bir bilginin varlığına işaret ettiği için doğru değildir.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p>“İlk ilkenin son ilkeye varıncaya kadar bütün ilkeleri akli olarak kuşatması, Tanrı’nın bütün cüz’iyyatı o cüz’iyyata ait sebebi bilmesi yoluyla olduğunu göstermektedir. Tikeli bilmek, bizim için zamansal, mekânsal yani duyusaldır. Bizim duyusal olarak bildiğimiz her şey, Tanrısal bilgide bize izâfeten gaybî bilgidir. Gaybî bilgi, tümeli ve tikeli, zamansal, mekânsal yani duyusal araç ve gereçlerin ötesinde aklî olarak bilmektedir. İbn Sînâ’nın tümel(külli) dediği, akli olarak tikeli de içermektedir.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></p>
<h4>İlahi inayet kaza/kader üzerine</h4>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-2834" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-ilahi-inayet-kaza-kader-uzerine.jpg" alt="İbn Sina'ya Göre İnsan Hürriyeti İlahi İnayet Kaza Kader Üzerine" width="640" height="428" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-ilahi-inayet-kaza-kader-uzerine.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-ilahi-inayet-kaza-kader-uzerine-300x201.jpg 300w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>İlahi inayet Tanrının ilminin gereği olarak varlığa gelmiştir ve bu varlığın varlık alanındaki konumu ezeli bilgi ile belirlenmiştir. Bu bilginin neden değişmediğini bilmemiz imkansızdır çünkü bu bilgi Tanrının mahiyetiyle ilgilidir. Bununla birlikte “Kaza, varlığı kuşatan ilahi bilgidir. Vâcibu’l-Vücûddan uzaklaşıldıkça kemal azalmaktadır. Bu kemâl ay-altı aleme vardığında mümkün varlıkların heyula ve suretle birleştiği yere kadar noksanlaşarak devam etmektedir. Ve İbn Sînâ buraya sebeplilik alanı demektedir. Buradaki sebeplilik, iradenin iş gördüğü, duruma göre fiilde bulunduğu yerdir. Alternatifler tanrı tarafından, kemâlin çeşitli varlıklara ayrışmasıyla, insana sunulsa da bir başka şekilde varlıklar arasında seçim, onları bir halden başka bir hale döndürme insan tarafından yapılmaktadır. Ve tanrının doğrudan müdahalesinin olmadığı yerdir.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Kader, ezelîliğin olmadığı yani değişimin söz konusu olduğu ay altı alemde söz konusudur kaza ise değişimin meydana gelmediği ay üstü alemde geçerlidir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> Sudur sisteminde epistemolojik bilgi aynı zamanda ontolojik statüyü de belirlemektedir dolayısıyla her varlık kendisini ve kendinden aşağı mertebede olanı bilebilme imkanına sahiptir ve o varlık üzerinde etkide de bulunabilir.  Yani tanrının ilmi akıllar alemi aracılığıyla insanı etkiliyor ve yönlendiriyor. Dolayısıyla zamana ve mekâna konu oluyor bu da bize seçme alanı veriyor.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Varlıkların birbirlerini etkiliyor oluşları, bir halden başka bir hale dönüşmelerine olanak sağlamaktadır. İstemek ve o istek doğrultusunda eylemde bulunmak Tanrının akıllar alemi aracılığıyla insanı hür kıldığının bir göstergesidir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Var olan sebeplilik düzeni Allah’ın ilminde bilfiildir. Fakat bu bilfiil durum, insanın kavrayışında bilkuvve haldedir. İşte bu bilkuvvelik, bilfiil olan sebeplilik dünyasını keşfetmekle birlikte insan için bilfiil hale gelebilmektedir. Bu ise insanın yapıp etme imkanına sahip olması anlamına gelen hürriyet alanıdır.</p>
<h3>Faal Akıl</h3>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2835" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-1024x683.jpg" alt="İbn Sina'ya Göre İnsan Hürriyeti Faal Akıl" width="1024" height="683" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-1024x683.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-1536x1024.jpg 1536w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil-800x533.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-faal-akil.jpg 1677w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>“Faal akıl, insanın düşünme ve bilme gücünü işlevsel hale getiren ve maddi eşyada kuvve halinde, maddi olmayan alemde fiil halinde bulunan aklî objeleri (mâkûlat) ona kazandıran ilke olarak tanımlanmıştır.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p>Sebepler Tanrı adına ilahi bilgi taşısalar da zat olarak mümkün varlıklardır. Bu sebeple de değişimi kabul etmeye istidatlıdırlar. Bu akılların en etkilisi hiç şüphesiz doğrudan insanı ilgilendiren Faal akıldır. İbn Sînâ faal aklı şu şekilde konumlandırmaktadır: &#8216;Faal akıl, ay-altı alemini yöneten, bu aleme hayır ve bereket indiren, kendisinde heyula ve suretlerin sudur ettiği, varlıklara suret veren (Vâhibu’s-Suver), vahyi bilgiyi Peygamberin kalp levhasına nakşeden külli bir dağıtıcı konumundaki akıldır.’<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> faal akıl varlıklara ilişkin Tanrısal bilgiyi içerdiği gibi aynı zamanda varlık alanında varlıklara forum veren fiillerin bir halden başka bir hale geçmelerinin kaynağı olarak da suret verendir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p>İnsan ancak faal aklın yardımıyla yetkinliğe ulaşır. Son olarak da şunları söylemek yerinde olacaktır. İbn Sina şöyle der: “Güneş her şeyi aydınlatmaz, karşısında bulunan şeyi aydınlatır. Olmayan bir şeyi güneş aydınlatmaz aydınlatabilmesi için karşısında bir şeyin olması gerekir işte olmayan bir şeyi güneşin aydınlatması nasıl mümkün değil ise varlığı olmayan bir insana fiil isnâd etmekte mümkün değildir. Tanrısal etkilerin olabilmesi için insanın var olması kaçınılmazdır.”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></p>
<h3>İyilik ve Kötülük</h3>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2836" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-1024x682.jpg" alt="İbn Sina'ya Göre İnsan Hürriyeti İyilik ve Kötülük " width="1024" height="682" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-1024x682.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-1536x1024.jpg 1536w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk-800x533.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti-iyilik-ve-kotuluk.jpg 1688w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Bilhassa kötülüğün kaynağının ne olduğu konusunda ortaya atılan pek çok tartışma vardır. İbn Sina’ya göre Allah mutlak iyidir ve ondan kötülüğün sadır olması mümkün değildir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a> Mutlak kötülükten söz edemeyiz. Kötülük hiçbir şeyin varoluşunu temsi etmez. Bilakis kötülük iyiliğin yokluğudur.  Örneğin sağırlık kötü bir şeydir. Fakat aslında sağırlık duyma gücünün yokluğundan ibarettir. Dolayısıyla burada sağırlık bizatihi varlık değil bir varlığın yokluğu tarzında ortaya çıkan ademi bir kötülüktür. Yine aynı şekilde bizatihi kötü olmayıp izafi olan kötülükler vardır. Örneğin ateş iyidir fakat bazen orman yakabilir. Kötülük Tanrısal değil maddesel bir şeydir bu sebeple de ay-altı alemde bulunur. Öyleyse diyebiliriz ki İbn Sina ya göre kötülük iyiliğin olmayışıdır. Şayet böyle olmasaydı varlık alanına kötülük olarak çıkmış olurdu ve Tanrıdan kötülük sudur etmiş olurdu. İbn Sina’nın kötülüğün ontolojik olmadığını savunmasının sebebi, Allah’ın yarattığı hiçbir varlığı doğrudan kötülüğe yöneltmeyeceği inancından kaynaklanır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<p>İnsanın doğası bizatihi iyidir ve mutlak anlamda iyi olan Tanrı insanı kötülüğe sürüklemez. Yani kötülüğü varlık olarak değerlendirmek yanlıştır. O noksanlığı ifade eder. Yetkinlikten uzaklaştıkça insan fiillerinde noksanlık ani kötülük ortaya çıkar. Varlığın içinde bulunduğu konuma göre bir şeye kötü demesi o şeyin ontolojik olarak kötü olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>‘Kuşkusuz Allah eşyayı irade etmiş, kötülüğü de arızi (<em>bi’l araz) </em>olarak irade etmiştir. Bu durumda, hayır (iyilik) bizzat, kötülük arızî ve bütün (küll) ise ölçü ile gerekmiştir. Tikel bazı durumlardaki sürekli olmayan kötülükler nedeniyle üstün, sürekli ve çoğunlukla gerçekleşen iyilikleri terketmek, ilâhi hikmetten değildir.’<a href="#_ftn21" name="_ftnref21">[21]</a> Varlık, tümel olarak sudûr etmektedir. Sonra Faal Akıl, ay-altı âleme suretler vererek varlığa getirir. Sonra bu varlıklar tümelliklerini kaybederek tikellere dönüşürler tam ve mükemmel olanı tam olarak temsil edemezler. Böylece arızi kötülük ortaya çıkar.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22">[22]</a></p>
<p>İyilik insanın doğasına uygundur dolayısıyla iyilik yaptığında insan bundan dolayı keyif alır, fakat kötülük insanın doğasına aykırıdır. İnsan Faal Akılla ittisal ederek yetkinliğe ulaşmayı amaçlamalı ve fiillerini ona göre yapmalıdır.</p>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Dipnot</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bulut, <em>Meşşâi Filozoflarında İnâyet Kavramı, </em>65.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bulut, <em>Meşşâi Filozoflarında İnâyet Kavramı, </em>66.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, </em><em>80</em></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Konuyla ilgili bkz. Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 81-83</em></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Önemle belirtmek gerekir ki buradaki şimdi kavramı, geçmiş ve gelecek zaman kipleri arasındaki bir zaman dilimine tekabül eden bir ana değil, bütün zamanla eş zamanlı olmaya tekabül eder.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> [6] Zikri Yavuz, “İbn Sînâ, Ezelîlik ve Özgür İrade”, <em>Uluslararası İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri, (</em>İstanbul: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür Yayınları,2008) 338.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>Yavuz, “İbn Sînâ, Ezelîlik ve Özgür İrade”, 339.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri</em><em>,89.</em></p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,</em>91.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri</em><em>, </em>100-101<em>.</em></p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 107.</em></p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,143. </em></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 108.</em></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Sudûr Allah’ın rızası ile mi, yoksa onun bilgisinin bir sonucu olarak mı meydana gelmiştir? Yoksa Tanrı’ya rağmen Tanrı’dan varlıklar taşmış mıdır? Tanrı’ya rağmen Tanrı’dan varlıkların var olması mutlak bir zorunluluğu gerektirir iken, Tanrı’nın kendisinin ezeli ilmi mucibince vâ’dinden dönmemesi, vâ’dini kendisi dolayısıyla yerine getirmesi, asla bir zorlama ve mutlak determinizm olarak adlandırılamaz. Çünkü İbn Sînâ bu duruma determinizm değil “inayet” demektedir. Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri</em>,109. Bir şeyin determine olması, sebep ve sebepli arasında zamansal ve mekânsal ayrımları gerektirdiği gibi, sebep ve sebepli arasında ontik farklılıkları da gerektirir. Halbuki Allah’ın ilmi ile yaratması arasında bir ayrım olmadığı gibi ontik bir üstünlükten de bahsedilemez. Çünkü zat ve sıfat aynıdır. Aynı olan iki şey ayrıştırılamaz. Dolayısı ile birinin birini belirlemesi mümkün değildir. Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri</em>,110.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Kutluer, “İttisâl”, 23: 484.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri, 118.</em></p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri, 120.</em></p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri,122.</em></p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> İbn Sina’ya göre; a)mutlak şer olan varlıklar b) çoğunlukla şer olan varlıklar ve c) hayırla şerrin denk olduğu varlıklar olamazlar. Zira küçük bir hayrın elde edilmesinde büyük bir şerrin olma ihtimali, büyük şerdir. Mutlak şerre gelince, (ontolojik olarak) onun varlığı kesinlikle imkanızdır. Hikmet-i İlahi onun yaratılmasını gerektirmez. Konuyla ilgili bkz. Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,124.</em></p>
<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20">[20]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri, 126.</em></p>
<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21">[21]</a>Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri,142.</em></p>
<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22">[22]</a> Deniz, <em>İnsan Hürriyetinin Metafizik temelleri,142.</div></div></em></p>
<p>&#8220;İbn Sina&#8217;ya Göre İnsan Hürriyeti&#8221; benzeri yazılar okumak için <a href="https://siyaksibak.com/farabiye-gore-insan-hurriyeti/" target="_blank" rel="noopener"><strong>buraya</strong> </a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/ibn-sinaya-gore-insan-hurriyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyak ve Sibak</title>
		<link>https://siyaksibak.com/siyak-ve-sibak-ne-demek/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/siyak-ve-sibak-ne-demek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2021 18:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2530</guid>

					<description><![CDATA[Siyak-Sibak Üzerine Bir Mülahaza Siyak ve Sibak Ne Demek? Sitemizin kendi üzerine temellendiği isim şeması olan bu konu üzerinde biraz açıklama yapma gereksinimiz duymaktayız. Peki siyâk ve sibâk ne demek? Öncelikle siyâk ve sibâk kavramları Arapça kökenlidir. Siyâk kelimesi sözlükte “sâka &#8211; yesûku &#8211; sevkan ve siyâkan fiilinden gelen fi‘âl vezninde bir mastar olup göndermek, sürmek, sevketmek, salmak gibi anlamlara gelirken, sibâk kelimesi ise “sebeka-yesbiku/yesbeku-sebkan ve sibâkan kökünden fi‘âl vezninde bir mastar olup “yarışta, savaşta, ilimde, Müslüman olmada, kısaca hemen her alanda ilk, öncü ve birinci olmak” gibi manalara gelmektedir. Terimsel anlamları olarak da siyak kelimesi “sözün gelişi, sevk edilişi” anlamına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Siyak-Sibak Üzerine Bir Mülahaza</strong></h3>
<h2>Siyak ve Sibak Ne Demek?</h2>
<p>Sitemizin kendi üzerine temellendiği isim şeması olan bu konu üzerinde biraz açıklama yapma gereksinimiz duymaktayız. Peki <strong>siyâk ve sibâk </strong>ne demek? Öncelikle <strong>siyâk ve sibâk</strong> kavramları Arapça kökenlidir. <strong>Siyâk</strong> kelimesi sözlükte “sâka &#8211; yesûku &#8211; sevkan ve siyâkan fiilinden gelen fi‘âl vezninde bir mastar olup göndermek, sürmek, sevketmek, salmak gibi anlamlara gelirken, <strong>sibâk</strong> kelimesi ise “sebeka-yesbiku/yesbeku-sebkan ve sibâkan kökünden fi‘âl vezninde bir mastar olup “yarışta, savaşta, ilimde, Müslüman olmada, kısaca hemen her alanda ilk, öncü ve birinci olmak” gibi manalara gelmektedir.</p>
<p>Terimsel anlamları olarak da <strong>siyak</strong> kelimesi “sözün gelişi, sevk edilişi” anlamına gelmekteyken <strong>sibâk</strong> kelimesi ise “sözün baş tarafı ile olan bağlantısı, sözün evvelinden, öncesinden gelen mâna, evveliyet” gibi anlamlara gelmektedir.</p>
<p>Bu kavramlar beraber olarak Kur’an ilimlerinde önemli yer teşkil etmektedir. Bir ayetin tam olarak anlaşılabilmesi bu iki kavram neticesinde ortaya konulabilmektedir. Nitekim bir ayetin öncesinde ve sonrasında bulunan ayetler vesilesi ile anlaşılabilme durumu pek çok kez karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2533" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-1024x678.jpg" alt="siyak ve sibak" width="1024" height="678" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-1024x678.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-300x199.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-768x508.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-800x529.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3>Siyak ve Sibak Ne Demek Kur&#8217;an&#8217;dan Örnekler</h3>
<p>Örnek olması hasebiyle; <em>“Ribâ ( faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, ‘alış-veriş de faiz gibidir’ demeleri yüzündendir.</em> <em>Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah’a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.” </em>(Bakara 275) bu ayeti incelemeye alırsak ilk kısmı okunduğu taktirde şeytan çarpması neticesinde haşrolacakları söylenen kimseler sadece faiz yiyenler olarak anlaşılabilir ancak ayetin <strong>siyak</strong>ını yani sonrasını incelediğimiz zamanda bu durumun sadece faiz yiyenleri içermediği ayrıca onu alışverişe benzetmek suretiyle helal sayanları da kapsadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bir başka örnek olarak; <em>“(Ey Peygamber!) Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”</em>(Nahl,43) bu ayette ise zikir ehli denilirken kapsam çok geniş bir alanı ihtiva etmektedir. Ancak bir önceki ayetin önceki kısmı incelendiği taktirde buradaki zikir ehlinden maksadın Tevrat ve İncil alimleri olduğu ortaya çıkacaktır. Bu gibi örnekler çoğaltılabilmekle beraber sadece peş peşe gelen ayet gruplarını kapsamamakta bazen de sureler arası bir hiyerarşiyi de içerebilmektedir.</p>
<h3>Siyak ve Sibak Ne Demek Olduğuna Dair</h3>
<p><strong>Siyâk-Sibâk</strong> kelime grubunun özellikle Kur’ân ilimlerindeki katkısı ortadayken bundan hareketle de hayatımızın birçok alanında bu terkiple karşı karşıya kalabilmekteyiz. Yaptığımız işler, söylediğimiz sözler, gittiğimiz mekanlar hep bir ilişki çerçevesinde meydana gelmektedir. Eğer birisi bizleri sinirlendirmişse o olaydan sonra başka biriyle olan konuşmamızda sözlerimiz sert ve kırıcı şekilde olabilmektedir. Karşımızdaki kişi bu olayı sorguladığında öncesinde sinirli olduğumuzu ve bundan dolayı ona karşı bu şekilde davrandığımızı anladığı taktirde aslında meselenin öncesi ve sonrası ile ilgilenmiş olmaktadır. Ya da bir iş yeri ile anlaşmamızda karşı tarafın sözüne sadık kalmaması neticesinde bir sonraki iş ilişkimizde ya onlarla anlaşmaya yeltenmemekteyiz ya da daha ağır şartlar üzerine anlaşmayı bina etmekteyiz. İşte burada da meselenin önünü arkasını tartmış bulunmaktayız.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2534" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek-1024x639.jpg" alt="siyak ve sibak ne demek" width="1024" height="639" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek-1024x639.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek-300x187.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek-768x479.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek-800x499.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/siyak-ve-sibak-ne-demek.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Daha birçok alanda olduğu gibi örneğin tarihi meseleleri de anlarken öncesini ve sonrasını ortaya koyduğumuz taktirde mesele gün gibi ortaya çıkabilmektedir. Örnek olması hasebiyle Osmanlı padişahlarından Sultan II. Osman’ın katledilmesi olayını sıradan bir kalkışma olarak nitelendirmek yanlış olacaktır. Yeniçerilerin haddi aşmalarının neticesinde o güne kadar katlanarak giden baş kaldırmalar <em><strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Osman">Genç Osman</a></strong></em>’ın katline sebebiyet vermiş ve bu meseleyi bu minvalde ortaya koymakta direkt olarak tarihin anlaşılmasında daha açıklayıcı olabilmektedir. İşte hepimizin, her alanın içerisinde bulunan bu önemli detay sayesinde meseleler daha mantıklı izah edilebilmekte, olaylara karşı tutum ve davranışlarımız değişebilmektedir.</p>
<p>Bu kelime grubunun yani<strong> Siyak-Sibak</strong> anlamının hayatımızdaki bu denli etkisi bir anda ortaya çıkmamakla beraber aslında herbirimizin bir parçası halinde asırlar boyu taşınmıştır. Biz de bütün bu durumlardan hareketle sitemize bu ismi vermiş bulunmakta ve çalışmalarımızı da bu minvalde gerçekleştirmekteyiz. Ortaya konulan yazılar, içerikler belirli niteliklere sahip kimseler tarafından belirli ölçütler ile işlenmekte ve meseleler önü arkası düşünülerek yazılmaktadır. Tabiki birçok içeriğin bu şekilde değerlendirilmesine gerek yoktur ancak bilgisel, tarihsel, gündemsel olay ve durumlar bu kavram birliği üzerine inşa edilmektedir.</p>
<p>&#8220;<strong>Siyak ve Sibak ne demek</strong>&#8221; benzeri yazılar okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/dinsel-bilgiler/" target="_blank" rel="noopener sponsored"><strong>buraya</strong> </a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/siyak-ve-sibak-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farabi&#8217;ye Göre İnsan Hürriyeti</title>
		<link>https://siyaksibak.com/farabiye-gore-insan-hurriyeti/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/farabiye-gore-insan-hurriyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2021 20:02:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2508</guid>

					<description><![CDATA[1.1. Fârâbî’ye Göre İnsan Hürriyeti Meselesinin Hareket Noktaları ‘Farabi’ye göre, ‘korku ve ümit olmasaydı hiç kimse yarını için çalışmazdı, başkasına iyilik etmezdi. Allah’a itaat eden olmaz ve asla iyilik gösterisinde de bulunmazdı.’[1] Anlaşıldığı üzere insanoğlu eğer geleceğini bilmiş olsaydı tüm değerlerden uzaklaşmış olurdu. Geleceği bilmememiz varoluşumuza katkı sağlayabilmemizin tek yoludur. Bilemediğimiz bu gelecekteki tercihleri ortaya koymamızı sağlayan yegâne unsur irademizdir. İrade ise yalnızca insana verilmiştir. Yine aynı şekilde Farabi’ye göre ‘Doğuştan (potansiyel olarak) bazı fiillere eğilimli olarak yaratılmış bir insanın varlığı zor ve imkansızdır. Eğer böyle bir eğilim var ise, o zaman bu   kişi, bu fiillerin zıddını yapmaya güç yetiremez.’[2] [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>1.1. Fârâbî’ye Göre İnsan Hürriyeti Meselesinin Hareket Noktaları</h2>
<p>‘Farabi’ye göre, ‘korku ve ümit olmasaydı hiç kimse yarını için çalışmazdı, başkasına iyilik etmezdi. Allah’a itaat eden olmaz ve asla iyilik gösterisinde de bulunmazdı.’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Anlaşıldığı üzere insanoğlu eğer geleceğini bilmiş olsaydı tüm değerlerden uzaklaşmış olurdu. Geleceği bilmememiz varoluşumuza katkı sağlayabilmemizin tek yoludur. Bilemediğimiz bu gelecekteki tercihleri ortaya koymamızı sağlayan yegâne unsur irademizdir. İrade ise yalnızca insana verilmiştir.</p>
<p>Yine aynı şekilde Farabi’ye göre ‘Doğuştan (potansiyel olarak) bazı fiillere eğilimli olarak yaratılmış bir insanın varlığı zor ve imkansızdır. Eğer böyle bir eğilim var ise, o zaman bu   kişi, bu fiillerin zıddını yapmaya güç yetiremez.’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Zira böyle bir şey mümkün değildir. Nitekim öyle olsaydı herkesin farklı şeylere yeteneği olmuş olacaktı ve insanlar bu yönde kendilerini daha iyi konuma getireceklerdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2517 size-large" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti-1024x428.jpg" alt="Farabi'ye Göre İnsan Hürriyeti" width="1024" height="428" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti-1024x428.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti-300x126.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti-768x321.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti-800x335.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/farabiye-gore-insan-hurriyeti.jpg 1054w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2>1.2 İrade ve ihtiyar (Seçme)</h2>
<p>Farabi’nin sisteminde insan hürriyeti konusundaki en temel terimler irade ve ihtiyardır. Farabi’ye göre makuller insanda yer ettiğinde onda doğal olarak bir düşünme isteği ve aklettiği şeylere yönelim olur, bu yönelim iradedir. Eğer bu bir duyumlama veya tahayyülden kaynaklanıyorsa irade, bir düşünüp taşınmadan kaynaklanıyorsa ihtiyâr olarak isimlendirilir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>  Bu ihtiyar, yalnızca insana özgü olup, diğer canlılarda bulunmaz. Anlaşılacağı üzere düşünmeden irade mümkün değildir. Bu cihetten irade ile düşünme arasında yakın bir ilişki olduğunu söylemek gerekir.</p>
<p>Mutluluk nazari akılla bilindiğinde, arzu kuvvetiyle istendiğinde, bu amaca ulaşmak için neler yapılması keşfedildiğinde ve nihayet duygu ve tahayyül ile bu fiilleri gerçekleştirdiğinde insan iyi biri olur. Bütün bunların tam tersi olduğunda insan fiilleri çirkin olur.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> İnsanın yapıp etmelerini oluşturan güç, kişi onu yapsın veya yapmasın onda bilkuvve mevcuttur. İnsan iradesi kişinin dilediğini yapıp dilediğini seçme işi olduğuna göre bu ihtiyar keşfe muhtaçtır. Acaba insanın ihtiyarı sonradan mı var olmuştur yoksa hadis değil midir? Eğer ihtiyarı kişide hadis değil ise demek ki bu istek kendi varlığından önce kendisiyle beraber bulunuyor. Varlık alemi, bütün varlığını Tanrıdan aldığından dolayı varlıkta bulunan ihtiyarın da yaratım kaynağı Tanrı diye karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu yaratıma rağmen Fârâbî’nin insanın kendi özünde muhtar olduğunu vurgulaması önemlidir. Zira bu tez bilfiillilik içerisinde bilkuvve insan yeteneklerine verilen önemi göstermektedir. <a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>Farabi’nin felsefi sistemini dikkate aldığımızda her şeyin var edicisi Tanrı’dır. Dolayısıyla insan seçimine konu olan her şeyde Tanrı tarafından insana sunulmuştur. Doğrudan bir tanrı-insan ilişkisinden söz etmek pek mümkün değildir dolayısıyla bu ilişki akletme, tahayyül ve faal akıl neticesinde ortaya çıkmaktadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> İnsan, ona verilenleri aklıyla kavrayıp tercih etmektedir. Bu tercihte hiçbir zorlama yoktur. Farabi’nin hiyerarşisinde insandan üstün başka bir mümkün varlık türü bulunmaz. Bu sebeple insan kendisinden üstün başka bir şeye hiçbir surette yardımcı olamaz. İnsanın diğer mümkün varlıklardan üstün olma sebebi düşünebilmesidir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Fakat diğerleri kendilerinden üstün varlıklara yaratılış gereği hizmet ederler ve onların emrindedirler. Dolayısıyla mümkün varlıklar hiyerarşisinde en üstün konumda olan insan, diğer varlıklara yaratılış gereği değil, düşünme ve irade yoluyla yardım edebilir. <a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>İnsanı Tanrı adına bu alemde kısıtlayan hiçbir şey yoktur. İnsan mümkün varlıklar dünyasında tamamen hürdür.</p>
<p>“İrade, epistemolojik üstünlüğe, kudret ise insanın ontolojik üstünlüğüne dayanmaktadır. İnanan bir insanın her şeyi yapıp ettikten sonra bu durumu inandığı Tanrı’ya nispet etmesi, onun hür olmadığı anlamına asla gelmez. Çünkü varoluş alanında kendi varlığını gerçekleştirirken yaratılış itibariyle hiçbir sınırlama ile karşı karşıya değildir.”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<h2>1.3. İnsan Fiillerinde Faal Aklın Yeri ve İnsan Üzerinde Müessir Olan Fâil Varlıklar</h2>
<p>“Meşşâi filozoflar, Aristo&#8217;nun kuvve-fiil ve madde-suret ayrımına dayanan doktrininden hareketle insan aklını, güç halinden fiil alanına çıkarak soyut kavramlara ulaşma yeteneği şeklinde tanımlamışlardır.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> İnsan aklını fiil alanına çıkaracak olan etken, faal akıldır.</p>
<p>İnsanı bilkuvvelikten kurtarıp bilfiilliğe ulaştıracak yegâne aracı faal akıldır. Farabi insan aklıyla faal akıl arasındaki ilişkiyi güneş-göz metaforu ile anlatmıştır. Görme olayının gerçekleşebilmesi için güneşin ışık vermesi gerekir bu ışık ile birlikte göz bilkuvve görücü iken bilfiil görücü haline gelir. Nitekim insan aklının bilkuvveden bilfiile geçiş yapabilmesi için de faal akla ihtiyacı vardır<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Faal akıl, Meşşâi felsefe ekolünde, kâmil insan olabilmek için kendisiyle muhakkak irtibat halinde olunması gereken bir araçtır. İrade ve ihtiyar olmaksızın Faal akılla ittisal mümkün değildir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></p>
<p>İnsan üzerinde müessir olan fail varlıklara gelecek olursak, bilindiği üzere Farabi’nin sisteminde insan mümkün varlıklar içerisinde hem ontolojik hem de epistemolojik anlamda bütün varlıkların üzerinde bir konuma sahiptir. Bunlardan ilki faal akıldır diğeri ise semavi varlıklardır.</p>
<p>İnsan, faal akıl sayesinde tüm kötülüklerin üstesinden gelebilecek irade ve yeteneğe sahiptir. Evrendeki kötülük mutlak yetkinlikten uzaklaşmamız ile ilgilidir şayet mutlak yetkinliğe ne kadar yaklaşırsak o kadar iyi ve ne kadar uzaklaşırsak o kadar kötü oluruz.</p>
<p>Fârâbi gök cisimlerinin insan iradesi üzerinde etkili olduğunu kabul eder. “Fârâbî’nin düşünce sistemine göre, gök cisimlerinin küllî ve cüz’i akledişleri vardır. Onlarda meydana gelen tahayyülî değişimler, ay altı âlemde cismanî değişimlere sebep olur. Bu değişimler de hareketle başlar. Ayrıca bu değişim; dört unsurun (anâsır-ı erbaa) değişimine, onlar da alemde kevn ve fesada sebep olurlar. Semavi cisimler alemde; değişim, hareket, kevn ve fesadın (oluş ve bozuluşun) meydana gelmesinde fail konumundadırlar.”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2518" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ilahi-bilgi.jpg" alt="ilahi bilgi" width="960" height="640" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ilahi-bilgi.jpg 960w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ilahi-bilgi-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ilahi-bilgi-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/02/ilahi-bilgi-800x533.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
<h2>1.4. İyilik ve Kötülük</h2>
<p>Mutlak iyi olan tanrı her şeyin ilk sebebidir dolayısıyla ondan kötülük sudûr etmez. Her bir varlık Tanrı’nın varlığından bir pay alır bu sebeple kötülük zati değil ârizidir. Farabi kötülük problemini sudur teorisiyle izah eder ve der ki; Tanrıdan uzaklaşıldıkça varlıklar maddeleşir, maddeleştikçe yetkinlikten uzaklaşır ve böylece kötülük meydana gelir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Elbette ki insan hür yaratılmıştır ve iradesini bu anlamda özgürce kullanabilmektedir. Fakat bu meseleye iyi kötü bağlamında bakıldığında problem teşkil etmektedir. Genel olarak bakıldığında insan mutlak yetkinliğe yaklaştığı müddetçe iyilikten pay alır. Bu sebeple Fârâbi ahlaki kötülüğünde insanın iradesini doğru kullanamadığı için ortaya çıktığını savunur.  İnsanda iyi bir iradenin meydana gelmesi nazari düşünme gücüyle olur. İnsan faal aklın verdiği inayet ile ilkeleri ve ilk bilgileri kullanarak mutluluğu bilir. Onu arzu gücüyle ister, ameli gücüyle elde etmek için gerekeni yapmayı düşünür ve arzu gücünü kullanarak da fiillerini gerçekleştir. İradesini kötüye kullananlar mutluluğun bilincine eremez. Nitekim düşünme gücü yalnızca mutluluğu kavramaya çalıştığında bilincine varabilir. İnsan nazarî gücün olgunlaşmasında gevşeklik gösterir ve mutluluğun dışındaki şeylere yönelirse onda meydana gelen kötü olur.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a></p>
<p>İnsan iyi, güzel doğru bildiği şeyleri yapmalı ve bu yaptığı eylemler onda yeni bir hal meydana getirmelidir ki insan sorumlu tutulabilsin. İnsanın kaderi işte bu sürecin sonudur. Bu süreçler yaşanmadan insanın teslimiyetten söz etmesi filozofa göre büyük felaketlerin kaynağıdır.  Bir şey yapmadan bir şeye varoluşundan dolayı anlam vermek anlamsızlıktır. Böyle bir teslimiyet insanı çirkinliğe götürür. Mümkün varlıkların en üstün konumunda olan insan hiçbir şey yapmayacaksa insanın var olması anlamsızdır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a></p>
<p>Kötülükler ay altı alemdeki değişimler sebebiyledir. Allah mutlak hayr olduğu için O’ndan kötülük sâdır olması imkansızdır.</p>
<h2>1.5. İlahi Bilgi</h2>
<p>Hürriyet meselesinde hiç şüphesiz en çok tartışılan konu Tanrının bilgisinin insan fiillerini etkileyip etkilemediği hususudur. Farabi’ye göre Tanrının en önemli sıfatı her şeyi bilen bir varlık olmasıdır. Allah neyi bilir? Nasıl bilir? Sadece küllîleri mi yoksa hem küllî hem cüz’îleri mi bilir? Evren Tanrıdan sudûr yoluyla meydana gelmiştir ve öncelikle kendini akletmiştir. Kendini bilmekle Tanrı tüm varlıkların bilgisine sahiptir. Nitekim Tanrı bütün varlıkların en üstünüdür. Dolayısıyla yarattığı şeylerden üstün olmak zorundadır. <a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p>“Fârâbi ezelde Tanrı’nın cüz’î-küllî her şeyi bildiğini söyler. Tanrı’nın ezelî bilgisi vardır. İşte bu bilgi bütün varlıkların yaratılış sebebidir. Çünkü Fârâbî’ye göre bilmek, eylemek ve yaratmak aynı manaya gelmektedir. Öyleyse sudûr, Tanrı’nın daima eylemde bulunan ezeli bilgi ve düşüncesinin neticesindedir.”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></p>
<p>Tanrısal bilgide herhangi bir bölünme söz konusu değildir dolayısıyla bir süje-obje ayrımı yoktur. Bilakis Tanrıda suje obje ve bilgi tek bir tözü ifade etmektedir. İnsan ise özne olarak bir nesneye yönelir ve sonucunda bir bilgi oluşur. Ve oluşan bu bilgi insanın dışında bir varlıktır. Şu halde insani bilme de süjeye objeye bilgiye ayrı ayrı işaret edilebilirken, Tanrısal bilgide ayrı ayrı işaret edebileceğimiz hiçbir unsur yoktur. Onun bilmesine ilişkin, başka diye nitelenebilecek hiçbir şey yoktur. Onun bilgisi bir etki, bir sonuç değildir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a></p>
<p>Bütün var olanların kaynağı Tanrıdır. Tanrısal öz tüm varolanlardan oluşmaktadır.  Dolayısıyla Tanrı özünü akledince tüm varolanları da akletmiş olur. <a href="#_ftn20" name="_ftnref20">[20]</a></p>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Dipnot</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
[1] Gürbüz Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 3.Baskı (İstanbul: Litera Yayıncılık, 2017), 19.</p>
[2] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 22.</p>
[3] Fârâbi, el-Medînetü’l-Fâzıla, trc. Yaşar Aydınlı (İstanbul: Litera Yayıncılık,2019),164.</p>
[4] Fârâbi, el-Medînetü’l-Fâzıla, 166.</p>
[5] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,25.</p>
[6] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 26.</p>
[7] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,27.</p>
[8] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,28.</p>
[9] Konuyla ilgili bkz. Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,30</p>
[10] İlhan Kutluer, “<a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/ittisal--felsefe">İttisâl</a>”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: Tdv Yayınları, 2001), 23: 484.</p>
[11] Yaşar Aydınlı, Fârâbî’de Tanrı- İnsan İlişkisi, 5.Baskı (İstanbul: İz Yayıncılık,2017),93.</p>
[12] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 39-40.</p>
[13] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri, 47.</p>
[14] Raziye Şahiner Bulut, Meşşâi Filozoflarında İnâyet Kavramı (Yüksek Lisans Tezi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, 2019), 52.</p>
[15] Bulut, Meşşâi Filozoflarında İnâyet Kavramı, 54-55.</p>
[16] Deniz, İnsan Hürriyetinin Metafizik Temelleri,54-55.</p>
[17] Hasan Ocak, Farabi Felsefesinde Bazı İlahi Sıfatların Hürriyet Problemi Açısından Analizi, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10/19 (2011): 129</p>
[18] Ocak, Farabi felsefesinde Bazı İlahi Sıfatların Hürriyet Problemi Açısından Analizi, 130</p>
[19] Aydınlı, Fârâbî’de Tanrı-İnsan İlişkisi, 41-42.</p>
[20] Aydınlı, Fârâbî’de Tanrı-İnsan İlişkisi, 43.</div></div>
<p class="serp-title" data-format="%title% %sep% %sitename%" data-empty-title="Özel başlık girmek için tıklayın">&#8220;Farabi&#8217;ye Göre İnsan Hürriyeti&#8221; benzeri yazılar okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/felsefe/" target="_blank" rel="noopener sponsored"><em><strong>buraya </strong></em></a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/farabiye-gore-insan-hurriyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Tarihi Kaynakları</title>
		<link>https://siyaksibak.com/osmanli-tarihi-kaynaklari-nelerdir/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/osmanli-tarihi-kaynaklari-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2021 07:43:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2299</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Tarihi Kaynakları Hakkında Her devlet üzerine olduğu gibi Osmanlı Devleti hakkında da birçok Osmanlı tarihi kaynakları, tarihi belge, veri, eser bulunmaktadır. Bizim burada bahsedeceğimiz eserler Osmanlı tarihi için önemli konumda bulunan ve içerikleri bakımından kapsamlı olarak nitelendirebileceğimiz kaynaklardandır. Genel itibariyle bazı eserler hakkında bilgi vermeyi ve bu çalışmanın sonunda ise bu eserler üzerine yapılmış olan akademik çalışmaları göstermeyi arzuluyoruz. Bahse konu olan eserler hakkındaki bilgiler kısa ve sade şekilde anlatılacak ve eserin genel çerçevesi çizilecektir. Osmanlı Tarihi Kaynakları Nelerdir? BEHCETÜ’T-TEVÂRİH Eserin müellifi Şükrullah adında devrinin önemli siyasi ve sosyal adamı olarak belirtilebilir. Çünkü devlet tarafından birçok görevi icra etmiş, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Osmanlı Tarihi Kaynakları Hakkında</h2>
<p>Her devlet üzerine olduğu gibi Osmanlı Devleti hakkında da birçok <strong>Osmanlı tarihi kaynakları</strong>, tarihi belge, veri, eser bulunmaktadır. Bizim burada bahsedeceğimiz eserler Osmanlı tarihi için önemli konumda bulunan ve içerikleri bakımından kapsamlı olarak nitelendirebileceğimiz kaynaklardandır. Genel itibariyle bazı eserler hakkında bilgi vermeyi ve bu çalışmanın sonunda ise bu eserler üzerine yapılmış olan akademik çalışmaları göstermeyi arzuluyoruz. Bahse konu olan eserler hakkındaki bilgiler kısa ve sade şekilde anlatılacak ve eserin genel çerçevesi çizilecektir.</p>
<h3>Osmanlı Tarihi Kaynakları Nelerdir?</h3>
<h4>BEHCETÜ’T-TEVÂRİH</h4>
<p>Eserin müellifi Şükrullah adında devrinin önemli siyasi ve sosyal</p>
<div id="attachment_2380" style="width: 191px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2380" class="wp-image-2380 size-medium" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/behcetut-tevarih-181x300.jpg" alt="behcetüt tevarih" width="181" height="300" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/behcetut-tevarih-181x300.jpg 181w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/behcetut-tevarih.jpg 245w" sizes="auto, (max-width: 181px) 100vw, 181px" /><p id="caption-attachment-2380" class="wp-caption-text">behcetüt tevarih</p></div>
<p>adamı olarak belirtilebilir. Çünkü devlet tarafından birçok görevi icra etmiş, kadılık hatta elçilik görevlerini yerine getirmiştir. Bu görevler sırasında da eseri için önemli bilgiler toplamıştır. Eser’e gelecek olursak bu eser Fâtih Sultan Mehmed devrinde yaşamış olan müellifin o devrin önemli Vezîriâzamlarından birisi olan Mahmut Paşa’ya ithâfen yazmış olduğu Farsça bir tarih kitabıdır. Şükrullah’ın da belirttiği gibi eser, havas için değil avam için yazılmıştır. Bundan da anlaşılmaktadır ki Şükrullah, eserini her kesimden insanın okuyup anlayabileceği bir dille yazmış olduğundan tarih kitaplarında rastlanan ağdalı ve sanatlı cümlelere eserde pek rastlanmaz. Metinde kullanılan Arapça kelimeler anlaşılması kolay, anlatılmak istenen konu, yalın ifadelerle açıklanmıştır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Eser içerik bakımından ise kapsamlı bir şekilde yazılmış ve içerisinde detaylı konular ele alınmıştır. Toplamda on üç bölümden meydana gelen eserin İslâm tarihi olarak nitelendirilebilecek ilk sekiz bölümünde; Hz. Adem’in yaratılışından Hint gibi kavimlere, Hz. Peygamber’in hayatından alimlere kadar birçok konu anlatılmış, devamındaki bölümler de ise Yunan filozoflarından İran şahlarına, Emevî, Abbâsî hanedânlarından Selçuklular’a kadar önemli bilgiler verilmiş, son bölümde ise Osmanlı tarihi ele alınmıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Osmanlı tarihi eserlerinden birisi olan Behçetü’t-Tevârîh, Yıldırım Beyazıt’tan sonra şehzâdeler dönemi, İkinci Murad ve Fatih dönemleriyle ilgili birinci el kaynak olmasından dolayı nâdide bir yere sahiptir, ayrıca içinde ansiklopedik bilgiler ve genel tarihle ilgili önemli bilgiler vardır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> İçeriğinde bulunan bazı önemli kitaplarında günümüze ulaşmaması nedeniyle bu kayıp kitapların varlığını hem göstermesi açısından hem de bilgileri bize yansıtması açısından kendi değerini artırmaktadır. Şükrullah eserini yazarken kullandığı kaynakları da kısmen belirtmekte olup bunları; Ahmedî’nin İskendernâme’si meçhul kitap olan Sahîhü’t-tevârîh olarak söylemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>TEVÂRÎH-İ ÂL-İ OSMÂN</h4>
<p>Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren yazılmış olan kaynaklara</p>
<div id="attachment_2381" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2381" class="wp-image-2381 size-medium" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/asikpasazade-300x292.jpg" alt="aşıkpaşazade" width="300" height="292" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/asikpasazade-300x292.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/asikpasazade.jpg 307w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-2381" class="wp-caption-text">Aşıkpaşazâde</p></div>
<p>ortak olarak Tevârîh-i Âl-i Osmân adı verilmektedir. Bu eserler Sultan II. Murad devrinden itibaren tarih sahnesine çıkmakta ve birçoğu anonim şeklinde günümüze ulaşmaktadır. Bu konu ile ilgili önemli çalışmalarda yapılmaktadır. Bizim burada inceleme yaptığımız eser Aşıkpaşazâde’nin Tevârih-i Âl-i Osmân adlı eseridir. Aşıkpaşazâde 803/1400 yılında Amasya ilinde doğmuş ve dedesi Aşık Paşa’ya nisbetle bu isimle anılmıştır. Devrin önemli alimleri ile irtabat halinde olmuş ve sultanların iltifatlarını kazanmıştır.</p>
<p>Eser Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren Fatih devri olaylarına kadar olan zamanı kapsamaktadır. Eserin Yıldırım Bayezid devrine kadar gelen kısmını Yahşi Fakih’in menâkıbnâmesinden, bu padişahın 1391’de Macarlar’la yaptığı savaşı Kara Timurtaş’ın oğlu Umur Bey’den, 1402’deki Ankara Savaşı’nı bu savaşta solak olarak bulunan birinden nakletmiş, II. Murad ve Fâtih dönemlerini ise bizzat kendi gözlemlerine dayanarak kaleme almıştır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Ayrıca bu eserde farklı bir üslup kullanılarak konular ve bölümler soru-cevap şeklinde anlatılmıştır. Bu tarih, yazarı bilinen, gerçek anlamda ilk Osmanlı tarihidir. Tevarih-i Al-i Osman veya Âşık Paşazade Tarihi adıyla anılan bu eserde Osmanlı sülalesinin şeceresi verildikten sonra bunların Anadolu&#8217;ya gelmeden önceki maceraları, Anadolu&#8217;ya gelişleri, kaç bölük oldukları, hangilerinin Anadolu&#8217;da kaldığı ve kalanların Türk tarihinde oynadıkları roller, Süleyman Şah&#8217;tan II. Beyazıt&#8217;a gelinceye kadar bütün ayrıntılarıyla ele alınmış, İstanbul&#8217;un fethi ve daha sonraki hadiseler, Âşık Paşazade&#8217;nin Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinde canlı bir şekilde ortaya konulmuştur.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Ayrıca Anadolu’da meydana gelen sosyal topluluklar ve rolleri, gelenek ve görenekler, savaş taktikleri hakkında da detaylı bilgiler verilmiştir. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse: “Babasından dua alıp manevi yardım kılıcını beline kuşanınca, Allah yolunda savaşmaya niyetlenip sefere çıktı. O babası Osman Gazi&#8217;nin de gittiği Karaçepüş&#8217;e yürüdü. Hisara varmaya bir konak kala, gaziler üç bölük oldu. Biri doğrudan hisar üzerine yürüdü. Bu bölükte Orhan Gazi de vardı. Bir bölük gece içinde hisarın ötesine geçti. Üçüncü bölük ise, hisarın yanındaki dereye girdi. Orhan Gazi hisara cenk için yürüdü. Birkaç gün savaş oldu, sonunda hisara karşı mağlup gibi göründüler. Kâfirler, Türklerin savaşı bırakıp dönüp kaçtığını sanıp hisardan çıktılar. Hisar önünde bir Türk bulup yakaladılar ve hisarın tekfuruna getirdiler. Tekfur, &#8220;Başka Türk var mı?&#8221; diye sorunca, Türk, &#8220;Yok, olanlar da kaçıp gittiler.&#8221; cevabını verdi. Tekfur bunu duyunca çok sevindi ve casus gönderdi. Gelip görünce Türklerin gittiğini anladılar. Tekfur da bu durumda hisar kapısını açtı ve &#8220;Türk zor durumda imiş, gidip onları vurayım ve dereden çıkartmayayım&#8221; dedi. Atına binip sürdü. Hisarın yanında pusudaki gaziler kapıyı aldı. Yukarıdakiler de görününce tekfur, &#8220;Daha Türk var imiş.&#8221; dedi. Dönüp hisar önüne geldiği zaman gazilere rastladı ve kendini ele verdi. Tutup hisara karşı getirdiler, hisarı aldılar ve malını gazilere verdiler. Sipahisini çıkarıp tekfuru aldılar” (Yavuz- Saraç, 2003:81-82).</p>
<p>Eser Neşrî’nin Cihannümâ’sına kaynaklık etmiş ancak Neşrî’nin eseri daha düzen ve tertipli olması hasebiyle daha fazla tercih edilmiştir. Ayrıca Kâtib Çelebi’nin biraz hafife alan ifadesinden (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 283) dolayı uzun süre unutulan Tevârîh-i Âl-i Osmân, gerçek ve modern mânada ilk defa Hammer tarafından kullanılmıştır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>KOÇİ BEY RİSÂLELERİ</h4>
<p><strong>   </strong>Osmanlı Devleti’nin içerisinden çıkmakta zorlandığı zor dönemlerden geçerken tarih sahnesine çıkmış olan Koçi Bey tarafından iki Osmanlı padişahına münhâsır yazılan öğüt ve tavsiyeler, risaleler şeklinde bizlere ulaşmıştır. Münhâsır denilirken bu eserlerin padişahlar dışında kimsenin okumasına açılmadığı için bu ifadele buraya uygun görülmüştür. Eser iki bölüm halinde iken ilk bölüm Sultan IV. Murad’a yazılmış, ikincisi ise kardeşi Sultan I. İbrahim’e ithâfen kaleme alınmıştır. Kösem Sultan’ın baskısından kurtulan IV. Murad, Koçi Bey’i en yakın adamı olarak mahrem-i sır makamına yükseltmiştir. Onun bozulan devlet yapısı hakkında vermiş olduğu bilgiler neticesinde adetâ bir reform çağı Osmanlı Devleti için başlamıştır. Devlette bulunan kurum ve kuruluşların geçmişte olduğu gibi olması gerektiğine inanan Koçi Bey bu yüzden hep geçmiş ile karşılaştırmalar yaparak bu kurumları eleştirmiştir. Ve değişimden sonra olması gerekenleri aktarmıştır. İkinci bölüm ise Kardeşi Sultan I. İbrahim’in hiç beklenmedik şekilde tahta çıkması üzerine abisine vermiş olduğunu bildiği tavsiyeleri kendisine de yazmasını Koçi Bey’den talep etmesinden sonra yazılmıştır. Bunun üzerine daha önce neredeyse hiç güneş yüzü görmemiş Sultan İbrahim’in eğitimi için bir risâle Koçi Bey tarafından kaleme alınmıştır. Bu risâlede ise en ince ayrıntısına kadar padişahın herhangi bir durumda yapması gereken her şey anlatılmıştır. Sultan İbrahim’in kapasitesinin içerisinde bulunduğu durumlar nedeniyle zayıf olması hasebiyle kitap çok sade ve anlaşılır bir şekilde yazılmıştır. Örnek olması hasebiyle kapısına yardım için gelen bir ferde ne kadar akçe verilmesine kadar her şey anlatılmıştır.</p>
<p>Sultanların adeta bir hocası olarak devlet yönetme sanatını onlara anlatabilme kabiliyeti Koçi Bey tarafından mükemmel bir seviyede gerçekleştirilmiştir. Sinirli olarak tanınan IV. Murad’ı bu şekilde eğitmesi de Koçi Bey için ustalıkla icrâ edilmiştir. İki bölüm arasındaki dilsel farklılıklar nedeniyle müelliflerinin farklı olduğu hakkında tartışmalar da bulunmaktadır. Ancak Koçi Bey’in öğretmenlik vafsını bildiğimiz taktirde bu tartışma da aşılacaktır. Çünkü devlet terbiyesi altında yetişmiş, bütün olaylara şahit olmuş IV. Murad’a basit bir dil ile yaklaşmak onu küçümsemek gibi olacağından ağır bir üslup tercih edilmiştir. Ömrü tek göz odalarda, isyan etme korkusundan kapalı kapılar ardından ölmeyi bekleyerek geçen Sultan I. İbrahim’in ise böylesine ağır bir dili anlayamayacağı aşikârdır. Dolayısıyla onun anlamasına uygun, sade ve açık bir dil kullanılması daha münasip olacağından Koçi Bey tarafından böyle bir üslup geliştirilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>SEYAHATNÂME</h4>
<p>Orta Çağ’ın en büyük Müslüman seyyahı olarak bilinen İbn Battûta</p>
<div id="attachment_2382" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2382" class="wp-image-2382 size-medium" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/ibn-battuta-300x219.jpg" alt="ibn battuta" width="300" height="219" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/ibn-battuta-300x219.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/ibn-battuta.jpg 394w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-2382" class="wp-caption-text">İbn Battuta</p></div>
<p>tarafından kaleme alınmış Osmanlı tarihi kaynaklarındandır. Tanıştığı hükümdarlar tarafından birçok göreve getirilen müellif, siyasi açıdan tecrübe kazanmış, sosyal yaşantısı nedeniyle de halk tarafından sevilerek karşılanmıştır. Sûfi gibi bir yaşantı sürmesinden dolayı İbn Battûta’nın eseri tasavvufi açıdan da önemli bilgilere sahiptir. Harekete ilk olarak yirmi iki yaşında başlayan müellif daha sonra durmak bilmeksizin yolculuğuna devam etti. Dımaşk’tan Hicaz’a, Mekke’den Irak’a, Cidde’den Kızıldeniz’e, Yemen’den Doğu Afrika sahillerine, İran’dan Hindistan’a, Kahire’den Gazze’ye, Lazkiye’den Anadolu’ya, Delhi’den Çin’e, Malabar kıyılarından Basra Körfezine, Fas’tan Endülüs’e ve sayamadığımız birçok şehre ve beldeye seyahât etmiş ve oradan elde ettiği bilgileri eserine neşretmiştir. Tabiki savaş, iklim gibi bazı durumlarda bu seyahatler aksamış olsa da müellif bu niyetinden geri durmamış ve emelini ifâ etmiştir. Döneminin bir diğer seyyahı olarak bilinen Marco Polo’yu da hem gezmiş olduğu alan bakımından hemde eserinin içeriğinin sağlamlığı bakımından geride bırakmıştır.</p>
<p>Eser’in tam adı Tuhfetü’n-nüzzâr fî garâ’ibi’l-emsâr ve ‘acâib’l-esfâr olarak müellif tarafından belirtilmiş ve eserin yazımı da İbn Cüzey el-Kelbî tarafından icra edilmiştir. Bu kişi esere herhangi bir katkısı olmadığını da şu sözlerle anlatmaktadır: “Üstat İbn Battûta’nın sözlerini naklederken onun maksadını anlatan kelimeleri kullandım ve çok defa da nasıl söylediyse ‘köküne, dalına dokunmadan’ öylece bıraktım; bahsettiği şeylerin aslı nedir diye araştırmadım. Çünkü üstadımız aktardıklarını değerlendirme sırasında en iyi yolu tutmuş, aslı astarı olmayan haberler için güvensizliğini bildiren sözler söylemiştir. Ben yer ve kişi adlarından problemli olanları halletmek ve harekeleri belirtmek suretiyle kitabı daha verimli hale getirmeye çalıştım.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Eser dil bakımından da çok sade olmakla beraber İbn Battûta’nın kaleminin mükemmelliği, İbn Cüzey’in etkisi ve diğer başvurduğu kaynakların bulunması hasebiyle farklı anlatımları bulunabilmektedir. Avrupa hariç neredeyse eski dünyanın tamamını gezen İbn Battûta’nın dönemi, dolaştığı ülkelerin çoğunda Türkler’in ve Moğollar’ın hâkim olması sebebiyle bir Türk-Moğol asrı sayılabilir. Dünyanın yedi büyük hükümdarı arasında ilk sıraya koyduğu Ebû İnân el-Merînî hariç diğerleri Türk veya Moğol asıllıdır; dolayısıyla verdiği bilgiler bu milletlerin tarihi açısından çok önemlidir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Ayrıca eserin içeriğinde bulunan sosyal figürler, inançsal aktiviteler, gelenek ve görenekler, sosyal statünün belirleyici sembolleri, ticari veriler, iktisâdi faaliyetler de bu eserin çok yönlü olduğunu kanıtlamakta ve kullanım alanının genişliğini göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4>CİHANNÜMÂ</h4>
<p>Osmanlı tarihi kaynaklarından olan<strong> Cihannüma</strong>, Sultan Selim’in</p>
<div id="attachment_2383" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2383" class="wp-image-2383 size-medium" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/cihannuma-300x197.jpg" alt="cihannuma" width="300" height="197" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/cihannuma-300x197.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/cihannuma.jpg 512w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-2383" class="wp-caption-text">Cihannuma</p></div>
<p>hizmetlilerinden olarak bilinen ve Neşrî mahlasıyla nam salmış olan Osmanlı tarihçisi tarafından kaleme alınmıştır. Eseri yazma amacını da kendisi beyan etmekte; tarih belgelerinin dağınık bir halde bulunması ve Türkçe bir tarih yazma arzusu olarak belirtmektedir. Yaratılıştan başlayıp dönemine kadar getirdiği eserine Kitâb-ı Cihannümâ adını verdiğini ve ilk beş bölümü II. Mehmed, Oğuz Han’dan başlayıp kendi zamanına kadar gelen Osmanlı Devleti tarihini ise II. Bayezid devrinde temize çektiğini belirtir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> Ancak bu yazılan eserin tamamı günümüze ulaşmamıştır. Altı bölüm halinde olduğu bilinen eserin sadece altıncı kısmı yani Osmanlı öncesi Türk tarihiyle Osmanlı tarihine dair olan bölüm günümüze intikâl etmiştir. Bu bize ulaşan bölümde de eski Türkler’den liderlerin kıyafetlerine, önemli olaylardan, İslamiyet’e girme dönemlerine kadar birçok olay ve durum anlatılmaktadır. Eser anlattığı içerik bakımından da dönemin dînî hayatını bizlere yer yer işlemektedir. Bir örnek olması hasebiyle kitaptan bir alıntı vermek istiyoruz: Anadolu Selçuklu Sultanı Alâüddin Keykubad b. Ferâmürz’den kılıç kuşanan Osman Gazi (1299-1326), gazâ anlayışı noktasında ilk tespitlerde bulunabildiğimiz Osmanlı yöneticisidir. Onun, atası Ertuğrul gibi kimseye muhtaç olmadan güç ve geçim kaynağını gazâ ederek elde etme, bununla da hem dünya hem âhireti kazanma şeklinde bir beklentisinin olduğunu ifade ettiğini görmekteyiz. Onun bu uğurdaki halisane niyetinin bilindiğini anlatan Neşrî, Bilecik fethiyle ilgili olarak “kâfirlerden ne fethederse ona helal olsun” dendiğini belirterek, Osman Bey’e ve evladına bu yüzden “Gazi” denildiğini kaydetmiştir. Ona göre Osmanoğullarını diğer sultan ve hükümdarlardan farklı kılan husus onların mü’minlerin topraklarına ilişmeyip sırf gazâ ve cihad anlayışıyla gayr-i müslim beldelere akın etmeleridir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> Eser’in nihayeti ise Sultan II. Bayezid’e yapılan bir methiye ile sonlandırılmaktadır.</p>
<p><em><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/cihannuma--katip-celebi" target="_blank" rel="noopener sponsored noreferrer">Eser</a>in</em> kaynakları noktasında da müellifin şahsen adlandırmaları yoktur ancak Osmanlı dönemi için başlıca kaynağının Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân’ı ve bunun da dayandığı Yahşi Fakih menâkıbnâmesi olduğu kesindir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> Çünkü bu eserlerden bazen aynı şekilde bazen de nesire çevirerek alıntılar yapmakta ancak bu kaynaklarında ifadelerini yer yer sadeleştirmekte hatta hafifletmektedir. Bu eser yazıldığı dönem itibari ile de tanınmış ve dönemin alimleri ve ileri gelenleri tarafından da kaynak olarak kullanılmıştır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Dipnot</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim"></a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1] M. Hanefi Palabıyık, “ŞÜKRULLAH’IN ‘BEHCETÜ’T-TEVÂRÎH’ ADLI ESERİNDE ‘SİYER’”, Bildiriler Kitabı II (ULUSLARARASI AMASYA ÂLİMLERİ SEMPOZYUMU, Amasya, 2017), 203.</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"> [2] Ayla Demiroğlu, “Behçetü’t-Tevarih”, TDV İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1992), 5/349. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[3] Ramazan Kamiloğlu, “Amasyalı (Ahmedoğlu) Şükrullah’ın Hayatı ve Eserleri”, Hikmet Yurdu 1/2 (2008), 108.</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"> [4] Abdülkadir Özcan, “ÂŞIKPAŞAZÂDE”, TDV İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1991), 4/7. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[5] Yüksel Yıldırım, “BİR DEVLETİN KURULUŞU ÜZERİNE ANLATI: ÂŞIKPAŞAZADE TARİHİ”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 9/47 (2016), 324. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[6] Özcan, “ÂŞIKPAŞAZÂDE”, 4/7. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[7] A. Said Aykut, “İBN BATTÛTA”, TDV İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1999), 19/363. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[8] Aykut, “İBN BATTÛTA”, 19/364. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[9] Abdülkadir Özcan, “NEŞRÎ”, TDV İslam Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2007), 33/20. </a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[10] Eyüp Baş, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Din Kültürü ve Hayatı (Tarih Yazarı Neşrî’nin Anlatılarına Göre)”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 52/2 (2011), 58.</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"> [11] Özcan, “NEŞRÎ”, 33/21.</div></div></a></p>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Yapılan Çalışmalar</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
<p>HATİCE İPEK DAĞLIOĞLU-2018-Şükrullah el-Amasyavî&#8217;nin Kitâbu Behceti&#8217;t-Tevârîh&#8217;inin Mustafa el-Fârisî çevirisi (Vr. 211b-238a) (inceleme-metin-dizin-tıpkıbasım)-Yüksek Lisans</p>
<p>ALİME EVCİ-2013-Şükrullah el-Amasyavî&#8217;nin Kitâbu Behceti&#8217;t-Tevârîh&#8217;inin Mustafa el-Fârisî çevirisi (vr. 31b &#8211; 61a): İnceleme-metin-dizin-tıpkıbasım- Yüksek Lisans</p>
<p>SEVAL ERGÜDER-2013-Âşıkpaşazâde&#8217;nin Tevârih-i Âl-i Osmân adlı eseri üzerinde söz dizimi incelemesi- Yüksek Lisans</p>
<p>TUĞRUL YILDIRIM-2004-Aşıkpaşazade&#8217;de Türk kültürü unsurları- Yüksek Lisans</p>
<p>MUSA ŞİMŞEKÇAKAN-1992-Koçi Bey Risalesi ve onyedinci yüzyıl Osmanlı tarih felsefesi- Yüksek Lisans</p>
<p>CENGİZ ÇAKMAK-2019-İbn Battûta’nın zihin haritaları- Yüksek Lisans</p>
<p>ÖMER FARUK ÖZTÜRK-2019- İbn Fadlân (er-Risâle), el-Gırnâtî (Tuhfetu&#8217;l Elbâb ve Nuhbetu&#8217;l A&#8217;câb), İbn Havkal (Sûretu&#8217;l Arz) ve İbn Battûta (er-Rihle) Seyahatnamelerinde Türk Figürü- Yüksek Lisans</p>
<p>SUAT KARAMAN-2015-İbn Battûta’ya göre 14. Yüzyıl Anadolu kültür hayatı-Yüksek Lisans</div></div>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Kaynakça</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
<p>Aykut, A. Said. “İBN BATTÛTA”. TDV İslam Ansiklopedisi. 19/361-368. İstanbul: TDV Yayınları, 1999.</p>
<p>Baş, Eyüp. “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Din Kültürü ve Hayatı (Tarih Yazarı Neşrî’nin Anlatılarına Göre)”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 52/2 (2011), 55-84.</p>
<p>Demiroğlu, Ayla. “Behçetü’t-Tevarih”. TDV İslam Ansiklopedisi. 5/349-350. İstanbul: TDV Yayınları, 1992.</p>
<p>Kamiloğlu, Ramazan. “Amasyalı (Ahmedoğlu) Şükrullah’ın Hayatı ve Eserleri”. Hikmet Yurdu 1/2 (2008), 103-110.</p>
<p>Özcan, Abdülkadir. “ÂŞIKPAŞAZÂDE”. TDV İslam Ansiklopedisi. 4/6-7. İstanbul: TDV Yayınları, 1991.</p>
<p>Özcan, Abdülkadir. “NEŞRÎ”. TDV İslam Ansiklopedisi. 33/20-22. İstanbul: TDV Yayınları, 2007.</p>
<p>Palabıyık, M. Hanefi. “ŞÜKRULLAH’IN ‘BEHCETÜ’T-TEVÂRÎH’ ADLI ESERİNDE ‘SİYER’”. Bildiriler Kitabı II. 200-218. Amasya, 2017.</p>
<p>Yıldırım, Yüksel. “BİR DEVLETİN KURULUŞU ÜZERİNE ANLATI: ÂŞIKPAŞAZADE TARİHİ”. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 9/47 (2016), 323-330.</div></div>
<p>&#8220;Osmanlı Tarihi Kaynakları Nelerdir&#8221; benzeri yazıları okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/tarih-kac/"><strong>buraya</strong> </a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/osmanli-tarihi-kaynaklari-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Divan Edebiyatı Nedir?</title>
		<link>https://siyaksibak.com/divan-edebiyati-nedir/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/divan-edebiyati-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 14:55:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2268</guid>

					<description><![CDATA[Divan Edebiyatı Tarihi Divan Edebiyatı nedir? Osmanlı döneminin en önemli edebiyat faaliyeti, birçok bilim adamının kültürel yabancılaşmanın ürünü olduğunu iddia ettiği, çoğunlukla Arap ve İran sanatının bir uyarlamasıydı. Medrese (ilahiyat okulu) eğitimi ve dini bilgisi olan kişilere hitap ediyordu. Bununla birlikte, kitleler tarafından takdir edilmedi veya okunmadı ve bu nedenle sadece mahkeme literatürü olarak kaldı. Dili, daha sonra Osmanlı Dili olarak adlandırılan Türkçe, Arapça ve Farsça&#8217;nın bir karışımıydı. Ayrıca bu tür çoğunlukla şiir üretse de tarih kitapları, mektuplar ve gezi notları da üretmişti. Dehhani, Kadı Burhaneddin, Nesimi ve Ahmedi on dördüncü yüzyılda Divan şiirinin ilk ustalarıdır. 15. yüzyıldan itibaren Türk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Divan Edebiyatı Tarihi</h2>
<p>Divan Edebiyatı nedir? Osmanlı döneminin en önemli edebiyat faaliyeti, birçok bilim adamının kültürel yabancılaşmanın ürünü olduğunu iddia ettiği, çoğunlukla Arap ve İran sanatının bir uyarlamasıydı. Medrese (ilahiyat okulu) eğitimi ve dini bilgisi olan kişilere hitap ediyordu. Bununla birlikte, kitleler tarafından takdir edilmedi veya okunmadı ve bu nedenle sadece mahkeme literatürü olarak kaldı. Dili, daha sonra <strong>Osmanlı Dili</strong> olarak adlandırılan Türkçe, Arapça ve Farsça&#8217;nın bir karışımıydı. Ayrıca bu tür çoğunlukla şiir üretse de tarih kitapları, mektuplar ve gezi notları da üretmişti.</p>
<div id="attachment_2276" style="width: 330px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2276" class="size-full wp-image-2276" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati.jpg" alt="divan edebiyatı" width="320" height="386" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati.jpg 320w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati-249x300.jpg 249w" sizes="auto, (max-width: 320px) 100vw, 320px" /><p id="caption-attachment-2276" class="wp-caption-text">divan edebiyatı</p></div>
<p>Dehhani, Kadı Burhaneddin, Nesimi ve Ahmedi on dördüncü yüzyılda Divan şiirinin ilk ustalarıdır. 15. yüzyıldan itibaren <strong>Türk divan şairleri</strong> Fars şiirinin tüm özelliklerini benimsemiştir. Din dışı konularda ise divan edebiyatının en ünlü şairleri Şeyhi, Ahmet Paşa ve Necati&#8217;dir. Süleyman Çelebi de türünün diğer örneklerinden yalın, coşkulu ve samimi diliyle ayrılan dönemin en ünlü dini şiiri Mevlidi yazmıştır. Bugün hala bazı dini toplantılarda okunmaktadır.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nin siyasi gücünün zirvesine ulaştığı on altıncı yüzyılda, sanat ve edebiyat da altın çağını yaşadı. Aslında Batı ve Doğu kültürlerinin ilgi odağı olan İstanbul, Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu&#8217;da yaşayan birçok sanatçıyı kendine çeken bir merkez haline geldi. Bu durum, büyük edebiyat ustalarının yetişmesine zemin hazırladı, ancak aynı zamanda Türkçeyi yabancı unsurlarla dolu ve anlaşılması zor Osmanlı diline de dönüştürdü. Fuzuli, Türk divan şiirinin en bilinen adıdır. Dönemin diğer ünlü şairlerinden bazıları ise dilini akıcı kullanmasıyla tanınan Baki, Zati, Nev&#8217;i ve Bağdatlı Ruhi idi.</p>
<p>Nedim ile özdeşleşen on sekizinci yüzyıl Divan şiiri, sadece saray edebiyatı olmaktan, kitlelere daha az yabancı bir dil kullanan bir türe dönüşmeye yavaş yavaş başladı. Bu dönemde halk şiiri Divan edebiyatı alanını etkiledi; dil bir ölçüde arındırılmış ve yerel konular şiirlerde konu olarak kullanıldı. Nedim ile gündelik olaylar şekillenmiş ve şiire girmiştir ve &#8220;şiirde ihtişam&#8221; idealinin yerini &#8220;hassas şiir&#8221; üretme fikri almıştır. Nedim&#8217;in açılışını yaptığı bu çağ, yüzyılın son çeyreğinde Şeyh Galip&#8217;in eserlerinde devam etti.</p>
<h3>Divan edebiyatının özellikleri</h3>
<p>Birçok Divan dönemi yazarı, halk için yazılan eserlerde basit bir dili benimdi, ancak entelektüellere yönelik yapıtlarında ise retorik bir üslup tercih ettiler. Ancak zamanla bir orta nokta bulundu ve sözlü dilden oldukça farklı olan ancak retorik tarzı nadiren kullanan bir düz yazı geliştirildi. Aşıkpaşazade, Aşık Çelebi, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Evliya_%C3%87elebi" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer">Evliya Çelebi</a>, Naima, Kocibey ve Mercimek Ahmet bu dönemin önde gelen yazarlarıdır.</p>
<div id="attachment_2278" style="width: 330px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2278" class="size-full wp-image-2278" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati-tarihi.jpg" alt="Divan edebiyatı tarihi" width="320" height="444" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati-tarihi.jpg 320w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/divan-edebiyati-tarihi-216x300.jpg 216w" sizes="auto, (max-width: 320px) 100vw, 320px" /><p id="caption-attachment-2278" class="wp-caption-text">Divan edebiyatı tarihi</p></div>
<p>On dokuzuncu yüzyıl, yenilenme ve değişim arayışının artan gücüyle baş edemeyen <strong>Divan edebiyatının</strong> çöküşüne tanık oldu. Aynı konuları, aynı anlatım tekniklerini ve aynı yapıları tekrarlayarak kendini tüketen <strong>Divan edebiyatı</strong>, Batı Kültürünün etkisiyle yerini yavaş yavaş Türk edebiyatına bıraktı. Ancak Divan edebiyatı günümüze kadar hala etkisini devam ettirdi ve ifadelerin vecizliği, sanatın ince çizgisinin naifliği ile bizlere önemli detaylar bıraktı.</p>
<p><strong>Divan edebiyatı nedir</strong> gibi tarih alanında yazılar okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/tarih-kac/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>buraya</strong> </a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/divan-edebiyati-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memlükler&#8217;de Tarih Hakkında Yazılmış Eserler</title>
		<link>https://siyaksibak.com/memluklerde-tarih-hakkinda-yazilmis-eserler/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/memluklerde-tarih-hakkinda-yazilmis-eserler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2021 13:55:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2260</guid>

					<description><![CDATA[Memlükler&#8217;de Tarih Hakkında Yazılmış Eserler Birinci Bölüm: Umumi Tarihler el-Mekin b. el-‘Amid (ö.672/1273)-el-Mecmû’u’l – mübarek (Târîhu’l-camî) Memlükler Devleti’nin kuruluş dönemiyle alakalı bilgiler bulunan bu eser bir dünya tarihi olarak kabul edilmekte ve Hristiyan ve Moğollarla alakalı malumâta sahiptir. Mufaddal b. Ebü’l-Fedâil (ö.759/1358)-en-Nehcü’s-sedid ve’d-dürrü’l-ferid Ahbârü’l-Eyyûbiyyîn’e zeyl olarak yazılmış bu eserde olaylar kronolojik bir şekilde ele alınmakta ve her bölümün sonunda o yılda vefat etmiş önemli şahsiyetlerin bilgileri bulunmaktadır. Hristiyanlık ve müellifin müşahede ettiği olaylar hakkında önemli bilgiler anlatılmaktadır. Baybars el-Mansûri (ö.725/1325) – Zübdetü’l-fikre fi târîhi’l-hicre Hicri 650 yılından itibaren Memlük devletinin kurulması, siyasi olaylar, savaşlar ve bürokrasi hakkında detaylı bilgiler bulunmaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5>Memlükler&#8217;de Tarih Hakkında Yazılmış Eserler</h5>
<h6>Birinci Bölüm: Umumi Tarihler</h6>
<ul>
<li>el-Mekin b. el-‘Amid (ö.672/1273)-el-Mecmû’u’l – mübarek (Târîhu’l-camî)</li>
</ul>
<p>Memlükler Devleti’nin kuruluş dönemiyle alakalı bilgiler bulunan bu eser bir dünya tarihi olarak kabul edilmekte ve Hristiyan ve Moğollarla alakalı malumâta sahiptir.</p>
<ul>
<li>Mufaddal b. Ebü’l-Fedâil (ö.759/1358)-en-Nehcü’s-sedid ve’d-dürrü’l-ferid</li>
</ul>
<p>Ahbârü’l-Eyyûbiyyîn’e zeyl olarak yazılmış bu eserde olaylar kronolojik bir şekilde ele alınmakta ve her bölümün sonunda o yılda vefat etmiş önemli şahsiyetlerin bilgileri bulunmaktadır. Hristiyanlık ve müellifin müşahede ettiği olaylar hakkında önemli bilgiler anlatılmaktadır.</p>
<ul>
<li>Baybars el-Mansûri (ö.725/1325) – Zübdetü’l-fikre fi târîhi’l-hicre</li>
</ul>
<p>Hicri 650 yılından itibaren Memlük devletinin kurulması, siyasi olaylar, savaşlar ve bürokrasi hakkında detaylı bilgiler bulunmaktadır. Vefeyât kısmının çok olmadığı bu eser anlaşılması güç bir dille kaleme alınmıştır.</p>
<ul>
<li>Yûnûnî (ö.726/1325)-Zeylü Mir’âtü’z-zaman</li>
</ul>
<p>Mir’âtü’z-zaman müellifinin doğumundan vefatına yani 654 yılına kadar olan olayları kapsamakta olan bu esere Yûnûnî tarafından zeyl olarak yazılmıştır. Yûnûnî’nin eseri ise 654 ile 711 yılı arası Memlük tarihi hakkındadır. Bu eser yaşanan siyasi, ictimâi olaylara dışarıdan bir bakış açısını yansıtması hasebiyle önemli bir konumda bulunmaktadır. Eserde ayrıca vefayât kısmına da önem verilmiştir.</p>
<ul>
<li>Ebü’l-Fidâ /ö.732/1331)-el-Muhtasar fi ahbâri’l-beşer</li>
</ul>
<p>Memlükler Devleti’nin yüksek bir konumunda bulunması hasebiyle siyasi ve askeri olaylar yakından gösterme açısından önemli bir eserdir. Eser Hz. Adem’den 729 senesine kadar olan olayları haber vermektedir. Ayrıca dipnot kullanması bu eseri daha mühim yapmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbnü’d-Devâdârî (ö.736/1336’dan sonra)-Kenzü’d-dürer ve câmi’ı’l-gurer</li>
</ul>
<p>Memlükler Devleti hakkında olan bu eserde devlet bürokratlarının kimliği ve görevleri, nil nehri hakkında bilgiler ve ayrıca savaşlar konu edilmiştir.</p>
<ul>
<li>Cezerî/İbnü’l-Cezerî (ö.739/1338)-Havâdisü’z-zaman ve enbâüh ve vefeyâtü’l-ekâbir ve’l-a’yan min ebnâih</li>
</ul>
<p>Eseri bir çok tarihçiye kaynaklık etmiş, biyografik bilgilere önem vermiş ve el-‘acâib ve’l-garâib türü haberlere de yer vermiştir. Dımaşk’ın devlet görevlilerinin neredeyse bütününün yaptığı faaliyetler hakkında bilgileri de paylaşmıştır.</p>
<ul>
<li>Zehebî (ö.748/1348)-Târihu’l-İslâm ve vefeyâtü’l meşâhir ve’l-a‘lâm</li>
</ul>
<p>Müellif eserinde hicretten itibaren 700 yılına kadar olan olayları kronolojik bir şekilde ele almış, akabinde her on yıl sonunda vefeyât kısmına yer vermiştir. Vefeyât açısından oldukça yetkin bir eserdir.</p>
<ul>
<li>İbn Kesîr (ö.774/1373)-el-Bidâye ve’n-nihâye</li>
</ul>
<p>768 yılı ortalarına kadar yaşanan olaylar hakkında olan bu eser müellifin şahsi görüşlerine de yer vermesi nedeniyle önemli bir konumda bulunmaktadır. Dımaşk’ta yapılan mezalim davalarına dair önemli bilgiler mevcuttur. Ayrıca biyografi bilgileri de bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Hiccî (ö.816/1413)-Târîhu İbn Hiccî</li>
</ul>
<p>Eserin sadece 796-815 yılları arası bulunmuştur. Olayları kronolojik bir metotla işleyen eserde her ayın sonunda vefat edenleri zikretmiştir.  Timur olayları hakkında önemli bilgilere değinmiştir.</p>
<ul>
<li>İbnü’l-Furât(ö.807/1405)-Târihu’d-düvel ve’l-mülûk</li>
</ul>
<p>Eser kendinden önceki günümüze ulaşmayan kaynaklardan faydalanması ve müessese tarihi açısından önemli bir konumdadır. Olaylar kronolojik sırayla verilmiş, olaylar arasında bağlantılar kurulmuştur.</p>
<ul>
<li>İbn Dokmak (ö.809/1407)-Nüzhetü’l-enâm fi târîhi’l-İslâm ve el-Cevherü’s-semin</li>
</ul>
<p>Evlâdünnâs olması hasebiyle iyi eğitim görmüş olan müellifin ilk eserinde; Memlük devletinin kuruluşu ve sonrasındaki gelişmeler ikinci eserinde ise; Hz. Ebubekir’in hilafetinden 797 yılına kadar meydana gelen siyasi olayları ele almıştır.</p>
<ul>
<li>İbn Haldûn (ö.808/1406)-Kitâbü’l-‘İber</li>
</ul>
<p>İbn Haldûn’un ün yaptığı Mukaddime’si bu kitabın girişinde bulunmaktadır.  Mukaddime’den sonra diğer devletler ve Memlükler’in bürokratik durumlarını ele almış önemli bir kaynak konumundadır.</p>
<ul>
<li>Aynî (ö.855/1451)-‘İkdü’l-cümân fi târîhi ehli’z-zamân</li>
</ul>
<p>Siyasi ve askeri olaylar kronolojik ve detaylı bir şekilde işlenmiş, sosyal tarihe dair önemli bilgiler anlatılmış ve müellif kendine has bir tarzı bu kitapta yansıtmıştır.</p>
<h6>İkinci Bölüm: Hususî/Mahallî Tarih Kaynakları</h6>
<ul>
<li>Ebû Şâme el-Makdisî (ö.665/1267)-Terâcimü ricali’l-karneyni’s-sâdis ve’s-sâbi’-ez-Zeyl ‘ale’r-Ravzateyn</li>
</ul>
<p>Eser 590 ile 665 yılları arasını kapsamakta olup, Memlükler devrinin erken safhalarına değinmektedir. Memlük-Moğol olayları hakkında önemli bilgiler bulunmakta ve olaylar kronolojik şekilde ele alınmaktadır.</p>
<ul>
<li>İzzeddin İbn Şeddâd (ö.684/1285)-Târîhu’l-Melik’z-Zâhir</li>
</ul>
<p>Memlük sultanlarından Baybars’a nisbetle kaleme alınan bu eser erken dönem Memlük tarihi için önemli bilgilere sahiptir. Eser kendisinden sonra yazılmış eserlere de kaynaklık etmiştir. Sultan Baybars’ın dışında devlet erkanı ve müesseseler ile ilgili önemli bilgiler de bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Abdüzzâhir (ö.692/1293)-er-Ravzü’z-Zâhir ve Teşrîfü’l-eyyâm</li>
</ul>
<p>İlk eser Sultan Baybars’ın yaşantısına münhasır olmakla beraber İbn şeddâd’ın eserinin de bir tamamlayıcısı hüviyetindedir. İkinci eseri ise Seyfeddin Kalavun’un hayatını konu edinmiştir.  Bu döneme ait önemli belgeler bu eserde bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Vâsıl (ö.697/1298)-Müferricü’l-kürûb fi ahbârî Benî Eyyûb</li>
</ul>
<p>Eserde Eyyûbîler, Zengîler ve erken dönem Memlükler hakkındadır. Olayların tarihleri tam olarak verilmemektedir. Özellikle bu eser Eyyûbîler’in sultanı olan Necmeddin Eyyûb hakkında önemli bilgiler barındırmaktadır.</p>
<ul>
<li>Baybars el-Mansûrî (ö.725/1325)-et-Tuhfetü’l-mülûkiyye fi’d-Devleti’t-Türkiyye</li>
</ul>
<p>Eser Zübdetü’l-fikre’nin muhtasarı olup-olmadığı tartışmalı bir konudur. Ancak aralarında farklı bilgiler mevcuttur. Ayrıca bu eserde vefeyât kısmı bulunmamaktadır.</p>
<ul>
<li>Şafî b. Ali el-Askalânî (730/1330)-Kitâbü’l-Fazli’l-me’sûr min sîreti’s-Sultan el-Meliki’l-Mansûr</li>
</ul>
<p>Eser Sultan Seyfeddin Kalavun’un biyografisi olarak yazılmıştır. Onun yetiştirilmesinden, tahta çıkmasına daha sonra vefatına kadar yaşadığı olaylar ele alınmıştır. Daha sonra Eşref Halil’in Akka fethiyle eser sonlanır. Olaylar kronolojik şekilde ele alınmıştır. Önemli devlet belgeleri ve bahsettiği ayrıntılı bilgiler bu eseri mühim kılmaktadır. Olayları yakinen takip etmesi onu birinci elden kaynak olmasını da bu alanda sağlamıştır.</p>
<ul>
<li>Yusufî (ö.759/1358)-Nüzhetü’n-nâzır fi sîreti’l-Meliki’n-Nâsır</li>
</ul>
<p>Eser Kalavun(678) devrinden 755 yılına kadar olan olaylar ele alan hacimli bir eserdir. Eserde yoğun bir şekilde havâdis bölümü işlenmiş ancak ona göre nispeten az ama yine de önemli bir ölçüde vefeyât kısmı bulunmaktadır. Müslümanlar ve diğer din mensupları arası ilişkiler de bu kitapta bahse konu edilmiştir. Betimleyici bir açıdan dönemini yansıtmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Habîb (ö.779/1377)-Tezkiretü’n-nebih fi eyyâm’l-Mansûr ve benih</li>
</ul>
<p>Eser Seyfeddin Kalavun ve ailesi hakkındadır. 678 yılı ile başlayıp kronolojik ve vefeyât kısımları bulunmakla beraber 770 yılları arasını kapsamaktadır.</p>
<ul>
<li>Makrîzî (ö.845/1442)-Kitâbü’s-Sülûk li ma’rifeti düveli’l-mülûk</li>
</ul>
<p>Eser 568 yılı Eyyûbi ve Memlükler Devletleri hakkında bilgilerle başlayıp, 844 yılı sonuna kadar devam eder. Vefeyât kısımları kısa tutulan bu eser Mısır tarih ekolüne örneklik teşkil etmektedir. Siyasi, sosyal birçok olayı kendisinde barındıran bu eserde müellif olaylar arasında bağlantılar kurar, sebep-sonuç ilişkisine yer verir. Tarafsız bir şekilde olayların nakledilmekte olduğu bu eser, Memlükler tarihi için çok önemli bir konumda bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>Salih b. Yahya (yk.ö. 850/1446)-Târîhu Beyrût</li>
</ul>
<p>İsmiyle müsemmâ olan bu eserde Beyrût tarihi işlenmektedir. Şehrin konumu, özellikleri, buraya ilk yerleşen aile ve Beyrût şehrinin yöneticilerinin hal tercümeleri bahse konu edilmiştir.</p>
<ul>
<li>Takıyyüddin İbn Kâdî Şühbe (ö.851/1448)-Târîhu İbn Kâdî Şühbe</li>
</ul>
<p>Eser 741-808 yılları arası meydana gelen olayları kapsamaktadır. Olaylar günlük olarak nakledilmiş, kronolojik bir sıra takip edilmiştir. Bu eserin en kıymetli kısmı vefeyât bölümleridir.</p>
<ul>
<li>İbn Hacer (ö. 852/1449)-İnbâü’l-gumr bi -ebnâi’l-‘umr</li>
</ul>
<p>Eser müellifin doğduğu 773 yılı ile başlayıp vefatına kadar devam etmektedir. Kronolojik bir sıra takip edilmiş, aylara göre olaylar verilmiş ve akabinde diğer bölümlere nazaran daha geniş bir biçimde vefeyât bölümü yer almıştır. Eser ayrıca alimler ile yönetici sınıfın ilişkileri, hükümdarlar hakkında farklı bilgiler de sunması hasebiyle önemlidir.</p>
<ul>
<li>Aynî (ö.885/1451)-es-Seyfü’l-mühenned fi sîreti’l-Meliki’l-Müeyyed</li>
</ul>
<p>Eser Sultan Şeyh hakkında büyük kısmı manzum şekilde ele alınmıştır. Şeyh’in tahta çıkışı, atamaları ve onun döneminde meydana gelen olaylar anlatılmaktadır. Eser 815 yılı ile 819 yılları arasını kapsamaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Tağriberdî (ö.774/1470)-en-Nücûmü’z-zâhire fi mülûki Mısr ve’l-Kâhire</li>
</ul>
<p>Eser Mısır’ın Müslümanlar tarafından fethi ile başlayıp 772 yılına kadar olan olaylar hakkında bilgi vermektedir. Tahta çıkan sultanların bilgisi verilip akabinde döneminde yaşanmış olaylar nakledilmektedir. Eser müellifin yorumlarıyla ayrışmaktadır. Erken dönem Memlükler tarihi içinde önemli bir kaynak hüviyetindedir.</p>
<ul>
<li>Hatîb el-Cevherî (ö.900/1495)-Nüzhetü’n-nüfûs ve’l-ebdân fi tevârîhi’z-zaman ve İnbâü’l-hesr bi-ebnâi’l-‘asr</li>
</ul>
<p>Müellif ilk eserinde 784 yılı ile 849 yılları arası hakkında bilgi vermektedir. Genel bir İslam tarihi olarak anlaşılan bu kitapta, olaylar kronolojik bir açıdan ele alınmakta, havâdise nazaran vefeyât kısımları daha kısa tutulmaktadır. Diğer eserinde müellif 873 ile 886 yılları arası olayları nakletmektedir. Eser yine kronolojik şekilde ele alınmakta, muvazzaf kimseler hakkında bilgiler verilmekte ve ayrıca müellifin kendine has fikirleri de esere farklılık katmaktadır. Yöneticilere ve çocuklarına ödenen aylıklar da mevzu bahis edilmektedir.</p>
<ul>
<li>Süyûtî (ö.911/1505)-Hüsnü’l-muhâdara ve Târîhu’l-Hulefâ</li>
</ul>
<p>İlk eserinde müellif Mısır’da meydana gelen neredeyse her olay konu edilmektedir. Kuran’da geçen Mısır ifadelerinden buraya gelen insanlara kadar her şey anlatılmaktadır. Bu bölgede kurulan devletlerden, devlet görevlilerin dair önemli bilgiler bulunmaktadır. İkinci eserinde ise müellif Hz. Ebu Bekir devrinden Abbâsi halifesi Mütevekkil-‘Alellah’ın hilafetinin sonuna kadar olan kısım ele alınmaktadır. Ayrıca diğer bazı devletler de konu edilmektedir.</p>
<ul>
<li>İbn İyâs (ö.930/1524)-Bedâi’u’z-zühûr fi vekâi’i’d-dühûr</li>
</ul>
<p>Müellifin evladünnas olması hasebiyle eser bilgi açısından yetkin ve ilk kaynak olması bakımından da mühim bir konumda bulunmaktadır. Mısır ekolünün havâdis ve vefeyâtının tersine bu bölümler başlıksız ve kısa bir şekilde nakledilmektedir. Verdiği askerî ve Osmanlı Devleti hakkındaki bilgiler de bu eserin döneme ışık tutma noktasında önemini işaret etmektedir.</p>
<ul>
<li>İbn Tolun (ö.953/1546)-Müfâkefetü’l-hıllân fi havâdisi’z-zamân</li>
</ul>
<p>Eser 884 ile 926 yılları arasını kapsamaktadır. Havâdis ve vefeyât kısmı iç içe yer almıştır. Eserde genel olarak Dımaşk ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Eseri önemli kılan husus Memlükler ile Osmanlı arasındaki nihaî mücadeleye yer vermiş olmasıdır.</p>
<h6>Üçüncü Bölüm: Ansiklopedik Kaynaklar ve Müessese Eserleri</h6>
<ul>
<li>Nüveyrî (ö.733/1333)-Nihâyetü’l-ereb fi fünûni’l-edeb</li>
</ul>
<p>Eser otuz ciltlik hacimli bir müfredâta sahiptir. Kâinat, yaratılış, Hz. Peygamber zamanı, Arap vecizeleri, hükümdarlık ve bürokrasi gibi önemli konulara değinmektedir. Hayvanlar ve bitkiler üzerine de ciltler ayrılmıştır.  Memlük tarihi için bakılırsa; bu eser Memlükler’in kuruluşundan 730 yılına kadar olan olayları kapsamaktadır. Her sultanın devri ayrışmakta, kronoloji daha dikkatli işlenmektedir. Eserin bir diğer önemi de müellifin kendi şahit olduğu durumları bu kitapta aktarmasıdır.</p>
<ul>
<li>İbn Fazlullah el-Ömerî (ö. 749/1349)-Mesâlikü’l-ebsâr fi memâliki’l-emsâr</li>
</ul>
<p>Yirmi yedi ciltlik kapsamlı bir eserdir. Yeryüzü ve üzerinde yaşayan devletlerden, şiir ve sanata birçok konu ele alınmaktadır. Anadolu beylikleri hakkında verilen bilgiler çok kıymetlidir.  Memlükler açısından bu eserin önemi ise Mısır hakkında çok değerli bilgileri bizlere aktarması ve devlet erkânı ve müesseselerini bizlere açık bir şekilde nakletmesidir.</p>
<ul>
<li>Kalkaşendî (ö.821/1418)-Subhu’l-a’şâ fi sınâti’l-inşâ</li>
</ul>
<p>Eser coğrafik bilgilerden hayvan ve bitki ürünlerine, toplumda yaşamış kavim özelliklerinden, kurum ve kuruluşlar hakkındaki bilgilere kadar çok geniş bir eserdir. Memlük tarihi açısından eserin önemi devletin müesseseleri hakkındaki geniş teferruatlı bilgilerdir. Ayrıca bu kitapta bulunan yazışma vesikâları, görevlilerin mahiyeti, posta teşkilâtı gibi unsurlar hakkındaki bilgiler de eseri önemli kılmaktadır.</p>
<ul>
<li>Makrîzî (ö.845/1442)-Kitâbü’l-Mevâ’iz ve’l-i’tibâr bi-zikri’l-hıtat ve’l-âsâr</li>
</ul>
<p>Müellif eserinde Memlükler’in içinde yaşadığı bölgenin adetâ her açısını bizlere yansıtmıştır. Mısır’ın ahvâlinden Nil nehrine, halifelerden devlet yöneticilerine birçok konu ele alınmıştır. Şehirler hakkında önemli bilgiler paylaşmış, Memlükler devrini betimleyici şekilde ele almıştır.</p>
<ul>
<li>İbn Şahin ez-Zahîrî (ö. 873/1468)-Zübdetü Keşfi-memâlik ve beyâni’t-turuk ve’l-mesâlik</li>
</ul>
<p>Müellifin yine kendi eseri olan Keşfi-memâlik’in bir özetini bu isimle kaleme almıştır. Eser muhtelif birçok konuyu ele almaktadır. Mısır ve diğer şehirler, inşâ edilen saraylar, arâziler, gelirler, sultanlık müessesi, bürokratik mes’eleler gibi ve daha birçok konu incelenmiştir. Eser ilginç anlatılarla tamamlanmıştır.</p>
<ul>
<li>Nuaymî (ö. 927/1521)-ed-Dâris fi târîhi’l-medâris</li>
</ul>
<p>Eserde ilmî faaliyetlerin yapılmakta olduğu yapılar, medreseler hakkında bilgiler, Dımaşk şehrinin özellikleri, vakfedilen yerler gibi konular ele alınmıştır.</p>
<h6>Dördüncü Bölüm: Vefeyât, Coğrafya ve Topoğrafta Eserleri</h6>
<p><strong>A.Vefeyât, Tabakât ve Terâcim Eserleri</strong></p>
<ul>
<li>İbn Hallikân (ö.681/1282)-Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâü ebnâi’z-zamân</li>
</ul>
<p>Bu eser müellifin günümüze ulaşan tek eseri ve alanının ilk eseridir. Alfabetik bir düzen ile biyografileri paylaşmış ve bu düzene sâdık kalmıştır. Hem Memlük sultanlarının hayatları hakkında bilgi sahibi olmak açısından hem de bu sultanlar veya diğer başka devletlerin sultanları hakkında verdiği ilginç bilgiler eseri mühim kılmıştır.</p>
<ul>
<li>İbnü’s-Sükâ’î (ö.756/1326)-Tâlî Kitâbi Vefeyâti’l-a‘yân</li>
</ul>
<p>Eser İbn Hallikân’ın vefeyâtına bir zeyl olarak kaleme alınmıştır. Bu eserde 650’li yıllardan 725 yılları arası yaşamış kimselerin hal tercümelerine yer verilmiştir. Bu eserde alfabetik bir düzen ile kaleme alınmıştır. Müellif’in Hristiyan olması hasebiyle bazı durumlarda kendi dindaşı olan kimselerin hal tercümelerinde daha uzun yazması görülmektedir. Ayrıca mali açıdan yolsuzluklar hakkında detaylı bilgiler vermesi eseri ayrıca önemli kılmaktadır.</p>
<ul>
<li>Zehebî (ö.748/1348)-Siyeru a‘lâmi’n-nübelâ</li>
</ul>
<p>Eserde yaklaşık 7000 kimsenin hal tercümesine yer verilmiştir. Dolayısıyla biyografi üzerine yazılmış ansiklopedik bir eserdir. Müellif’in hadis alanıyla irtibatlı olması hasebiyle hadis ilmi için de önemli bir yardımcı eser olarak addedilmektedir.</p>
<ul>
<li>Safedî (ö.764/1363)-Kitâbü’l-Vâfî bi’l-Vefeyât</li>
</ul>
<p>Eserde yaklaşık 14.000 kişinin hal tercümesine yer verilmiştir. Eser alfabetik olmasına rağmen Hz. Peygamber’e hürmeten onun ismiyle başlamaktadır. Erken dönem Memlük sultanlarının biyografileri için önemli bir kaynaktır. Özellikle Sultan Kalavun döneminde müellifin görevleri nedeniyle daha detaylı bilgiler yer almaktadır.</p>
<ul>
<li>Kütübî (ö.764/1363)-Fevâtü’l-Vefeyât</li>
</ul>
<p>İbn Hallikân’ın vefeyâtına zeyl olarak kaleme alınmıştır. Onun eserinin eksik kalmış kısımlarını, bahsedilmeyen önemli kişileri anlatmak amacı ile yazılmıştır.</p>
<ul>
<li>Taceddik es-Sübkî (ö.771/1370)-Tabakâtü’ş-Şâfi’iyyeti’l-kübrâ</li>
</ul>
<p>Eser 1400 Şâfîî alimin hal tercümesini kapsamaktadır. Eserin son kısmı 700 yılından sonra vefat eden alimler kapsamakta ve Memlükler için önemli olan bölüm burasıdır. Dımaşk naiblerinin ilişkilerinin öğrenilmesi açısından önemli bir kaynaktır.</p>
<ul>
<li>İbn Kesîr (ö.774/1373)-Tabakâtü’l-fukâhâi’ş-Şâfi’iyyîn</li>
</ul>
<p>Müellif Şâfîi alimleri on bir tabakada incelemiştir.</p>
<ul>
<li>İbn Kadî Şühbe (ö.851/1448)-Tabakâtü’ş-Şâfi’iyye</li>
</ul>
<p>Eser 840 yılına kadar yaşamış olan Şâfîi alimleri içermektedir. İbn Kesîr’in eserinin bir devamı niteliğindedir.</p>
<ul>
<li>İbn Dokmak (ö.809/1407)-Nazmü’l-cümân fi tabakâti ashâbi imâminâ en-Nu’mân</li>
</ul>
<p>Eserin ilk cildi Ebû Hanife’ye ayrılmıştır. Kalan iki cilt de hicri IX. asra kadar olan Hanefî alimleri ihtiva etmektedir. Eserin önemli kısmı Hanefî devlet adamlarını da anlatmış olmasıdır.</p>
<ul>
<li>Makrîzî (ö.845/1442)-Kitâbü’l-Mukaffe’l-Kebîr</li>
</ul>
<p>Eser on altı cilt olmasına rağmen beş cildi günümüze ulaşmıştır. Vefeyât türünün önemli eserlerindendir. Mevcut ciltlerin içerisindeki isimler üzerinden Memlükler için önemli bilgiler elde edilmektedir. Önemli sultanların hal tercümeleri de bize ulaşan ciltlerde elde edilmiştir.</p>
<ul>
<li>İbn Hacer (ö.852/1449)-ed-Dürerü’l-kâmine fi a’yâni’l-mieti’s-sâmine</li>
</ul>
<p>Eser 701 yılı ile 800 yılları arası yaşamış kimselerin hal tercümelerini içermekte ve 5323 kişi hakkında bilgi bulunmaktadır. Bu insanlar alfabetik olarak listelenmiştir.  Memlük tarihi için önemli kimseler hakkında detaylı bilgiler bulunmakta, ulemâ arasındaki çekişmeler anlatılmakta ve müellifin kendi tenkitleri eseri önemli kılmaktadır.</p>
<ul>
<li>İbn Tağriberdî (ö.874/1470)-el-Menhelü’s-sâfî ve’l-müstevfî ba’de’l-Vâfî</li>
</ul>
<p>el-Vâfî adlı esere zeyl olarak yazılmış ve içerisinde yaklaşık 2828 kişinin hal tercümesine yer verilmiştir. Müellifin konumundan dolayı siyasi ve bürokratik birçok bilgi bu eserden öğrenilebilmektedir. İsimlerin yazımı hakkında eleştiriler ve onların anlamlarını açıklama noktasında izâhatlar bulunmaktadır.  Ayrıca kültürel, sosyal hayat üzerine yapılan anlatılar da dönemi yansıtma açısından bu eseri önemli kılmaktadır.</p>
<ul>
<li>Sehavî (ö.902/1497)-ed-Dav’ü’l-lâm‘li-ehli’l-karni’t-tâsi</li>
</ul>
<p>Eser 801 yılından IX. yılları arası yaşamış kimselerin hal tercümelerine yer vermektedir. Eser on bir ciltten oluşmakta olup ilk on cilt alfabetik şekilde kaleme alınmış, son cilt ise künyeleri meçhul olan kimselere ayrılmıştır. Ayrıca bu son ciltte yaklaşık 1000 kişilik kadın biyografilerine de yer verilmiştir. Önemli ilim adamları, umerâlar gibi devrin önemli şahsiyetleri için başvurulması gereken kaynaklardandır. Müellifin bu kitapta, özelliği olan tenkitçi usulü de görülmektedir.</p>
<ul>
<li>Necmeddin el-Gazzî (ö.1061/1651)-el-Kevâkibü’s-sâire bi-a‘yâni’l-mieti’l-‘âşire</li>
</ul>
<p>Müellif’in Memlükler devrinde yaşamaması nedeniyle farklı bir metotla kitap yazılmıştır. Sehâvi’nin eksiklerini tamamlama açısından önemli bir eserdir. Eser 900 ile 933 yılları arası vefat eden kimselerin hal tercümelerine yer vermektedir.</p>
<ul>
<li>İbnü’l-İmâd (ö.1089/1679)-Şezerâtü’z-zeheb f ahbâri men zeheb</li>
</ul>
<p>Eser hicretin ilk yılından 1000 yılına kadar yaşamış kimselerin hal tercümelerine yer vermektedir. Kronolojik şekilde ele alınan biyografiler toplamda 10.000 kimse hakkında yazılmıştır. Meşhur kimselerin biyografilerini tespit noktasında önemli bir eserdir.</p>
<p><strong>B.Hıtat, Coğrafya, Büldân ve Topoğrafya Eserleri</strong></p>
<ul>
<li>
<h6>İzzeddin İbn Şeddâd(ö.684/1285)-el-A‘lâku’l-hatîre fi zikri ümerâi’ş-Şam ve’l-Cezîre</h6>
</li>
</ul>
<p>Eserde çeşitli şehirler hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Anlatılan şehirlerin tarihi, meskûn olan kimselerin nitelikleri, askerî yapıları hakkında bilgiler anlatılmaktadır. Şam, Halep, Kınnesrin, Humus, Cezîre gibi bölgeler hakkında önemli bilgiler içermektedir.</p>
<ul>
<li>
<h6>İbn Abdüzzâhir(ö.692/1293)-er-Ravzatü’l-behiyyetü’z-zâhire fi hıtati’l-mui‘zziyyeti’l-Kâhire</h6>
</li>
</ul>
<p>Dönemin önemli kimselerinden-Makrîzî, İbnü’d-Devâdârî, Kalkaşendî- faydalanılarak yazılan bu eser Fatımîler devri Kâhire’sinin detayları hakkında neşredilmiştir. Bu dönemde inşa edilen yapıtlardan ayrıntılı şekilde bahsedilmektedir.</p>
<ul>
<li>
<h6>Ebü’l-Fidâ(ö.732/1331)-Kitâbü Takvîmi’l-büldân</h6>
</li>
</ul>
<p>Eser önceki yazılmış eserlerin eksikliklerini düzetme amacıyla kaleme alınmıştır. Belirli olmayan bölge isimleri, enlem ve boylamları gibi önemli detaylar paylaşılmıştır. Okyanus ve dağlardan, meskûn bölgelere kadar birçok ayrıntı anlatılmıştır. Eserin ikinci kısmı ise Mısır ve Şam hakkında olmasından ötürü bu eser Memlükler devri için önemli kaynaklar arasında bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>
<h6>İbn Dokmak(ö.809/1407)-‘ikdi’l-emsâr</h6>
</li>
</ul>
<p>Eserin bütün ciltleri günümüze ulaşmamasına rağmen Fustât, Kâhire, Dimyat ve İskenderiyye gibi Mısır şehirleri hakkında yazılmış dört ve beşinci ciltler günümüze ulaşmıştır. Şehirler hakkında genel bilgiler, camiler gibi dini yapılar, sokak ve çarşılar anlatılmaktadır. Ayrıca arazi ve gelirler hakkında da önemli bilgiler mevcuttur.</p>
<ul>
<li>
<h6>İbnü’l-Cî’ân(ö.885/1480)-Kitâbü’t-Tuhfeti’s-seniyye          bi-esmâi’l-bilâdi’l-Mısriyye</h6>
</li>
</ul>
<p>Eserde iktâ bölgeleri, sahipleri, gelirleri hakkında iktisâdi açıdan önemli bilgiler verilmektedir. Memlükler devrinin ekonomik yönden ne durumda olduğu hakkında detaylı bilgiler bu eser incelendikten sonra anlaşılabilmektedir. Eserde Mısır iki bölgeye ayrılmakta ve veriler bu ayrımdan sonra ayrı ayrı verilmektedir.</p>
<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/memlukler" target="_blank" rel="noopener sponsored noreferrer">Memlükler&#8217;de Tarih Hakkında Yazılmış Eserler</a> benzeri<span style="font-size: 1.1429rem;"> yazılar okumak için </span><a style="font-size: 1.1429rem;" href="https://siyaksibak.com/category/tarih-kac/"><em><strong>buraya</strong> </em></a><span style="font-size: 1.1429rem;">tıklayınız.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/memluklerde-tarih-hakkinda-yazilmis-eserler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıyamet Hakkında Bilinenler</title>
		<link>https://siyaksibak.com/kiyamet-hakkinda-bilinenler/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/kiyamet-hakkinda-bilinenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 16:18:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2198</guid>

					<description><![CDATA[Kıyamet Alametleri Kıyamet’in vuku bulacağı bütün semavi dinler nezdinde bilinen bir gerçek olarak bulunurken kıyamet hakkında bilinenler arasında kıyametin kopmasının insanlar nazarında ne zaman olacağı bilinmemektedir. Bu konunun net bir zaman tarihi yapılması imkânsız olarak durmakla beraber Kur’an’da ve hadislerde geçen bilgiler neticesinde belirli bir çerçeve oluşturulmuştur. Öncelikle kıyamet ifadesi Kur’an’da “saat” olarak geçmekte ve bazı farklılıkların meydana geleceği ayetlerde sabit olarak durmaktadır. Bu hususta birkaç örnek vermek gerekirse; Ye’cûc ile Me’cûc(el-Enbiyâ 21/96), göğün insanları çevreleyen duman ile kaplanması( ed-Duhân 44/11-12),  ayın yarılması (el-Kamer 54/1) ve dabbet’ül-arzın meydana çıkması (en-Neml 27/82) gibi olaylar geçmektedir. Hadisler de ise kıyamet ile ilgili [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Kıyamet Alametleri</h3>
<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/kiyamet"><strong>Kıyamet</strong></a>’in vuku bulacağı bütün semavi dinler nezdinde bilinen bir gerçek olarak bulunurken kıyamet hakkında bilinenler arasında kıyametin kopmasının insanlar nazarında ne zaman olacağı bilinmemektedir. Bu konunun net bir zaman tarihi yapılması imkânsız olarak durmakla beraber Kur’an’da ve hadislerde geçen bilgiler neticesinde belirli bir çerçeve oluşturulmuştur.</p>
<p>Öncelikle kıyamet ifadesi Kur’an’da “saat” olarak geçmekte ve bazı farklılıkların meydana geleceği ayetlerde sabit olarak durmaktadır. Bu hususta birkaç örnek vermek gerekirse; Ye’cûc ile Me’cûc(el-Enbiyâ 21/96), göğün insanları çevreleyen duman ile kaplanması( ed-Duhân 44/11-12),  ayın yarılması (el-Kamer 54/1) ve dabbet’ül-arzın meydana çıkması (en-Neml 27/82) gibi olaylar geçmektedir. Hadisler de ise kıyamet ile ilgili haberler melahim ve fiten türü eserlerde bulunmaktadır. Buralarda ise Hz. Peygamber’e atfedilen haberler bizlere nakledilmektedir. Buradaki ifadeler ise biraz daha alâmetleri artırmaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2654" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/buyuk-kiyamet-alametleri.jpg" alt="büyük kıyamet alametleri" width="640" height="426" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/buyuk-kiyamet-alametleri.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/buyuk-kiyamet-alametleri-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Örnek olması hasebiyle; sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması, köle kadının efendisini doğurması, çobanların zenginleşerek ev yapmada yarışması, ilmin ortadan kalkıp yerine cehaletin yerleşmesi, elli kadına bir erkek düşecek şekilde kadın nüfuzunun artması, Allah’ın elçisi olduğunu söyleyen otuza yakın yalancı deccâlin türemesi gibi ifadeler geçmektedir. Ve önemine binâen bu kopuş sırasında alışveriş yapanların işlerini bitiremeden, yemek yiyenlerin lokmasını ağzına götüremeden gerçekleşmesi de rivayet edilmiştir.</p>
<p>Ayrıca bu olayların nasıl gerçekleşeceği de nakedilmiştir; Kur’an’ın önemi insanlar tarafından unutulacak, namaz kılınmayacak, emanete riayet edilmeyecek, faiz helâl sayılacak, seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak, ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek, toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak, akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak, yöneticiler insanlara zulmedecek, şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek, mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek, erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek, kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler kadınlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayâsızlık çoğalacak, cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek, sadece din dışı ilimler öğrenilecek, kader inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak, liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, aynı zamanda dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek, kitapların sayısı artacak, yağmurlar ve yıldırımlar çoğalacak, madenler yok olacak (İbn Kesîr, I, 21, 178-179) gibi alametler de eklenmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2655" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kucuk-kiyamet-alametleri.jpg" alt="küçük kıyamet alametleri" width="640" height="360" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kucuk-kiyamet-alametleri.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kucuk-kiyamet-alametleri-300x169.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kucuk-kiyamet-alametleri-400x225.jpg 400w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kucuk-kiyamet-alametleri-600x338.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Aşağıda sıralayacağımız alâmetlerde yukarıda anlattıklarımızın bir özeti olarak verilecektir. Büyük alâmetlerin ortaya çıktığı söylenemez olsa da küçük alâmetlerin bir çoğunun meydana geldini söyleyebiliriz.</p>
<h4><strong>Büyük Kıyâmet Alâmetleri</strong></h4>
<ol>
<li>Mehdi&#8217;nin gelmesi</li>
<li>Deccal</li>
<li>Hz.İsa&#8217;nın inmesi</li>
<li>Dabbetü&#8217;l-arz&#8217;ın çıkması</li>
<li>Yecüc ve Mecüc</li>
<li>Dumanın gözükmesi</li>
<li>Güneşin batıdan doğması</li>
<li>Kabe&#8217;nin yıkılması</li>
</ol>
<h4><strong>Küçük Kıyâmet Alâmetleri</strong></h4>
<ol>
<li>&#8220;Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.&#8221;(Buhari)</li>
<li>&#8220;Zamanda yakınlık olmadıkça, bir yıl bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün, bir gün bir saat gibi kısa gelmedikçe kıyamet kopmaz.&#8221; (Tirmizi)</li>
<li>&#8220;İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.&#8221; (Buhari)</li>
<li>“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz. (Müslim)</li>
<li>&#8220;Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.&#8221; (Buhari)</li>
<li>&#8220;İşler, ehli olmayana verilecek.&#8221; (Buhari)</li>
<li>&#8220;İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.&#8221; (İbni Mace)</li>
<li>&#8220;Bir camide binden fazla kişi namaz kılacak, fakat, içlerinde bir tane mümin bulunmayacak.&#8221; (Deylemi),</li>
<li>&#8220;Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.&#8221; (Tirmizi)</li>
<li>&#8220;Köpek beslemek, evlat yetiştirmekten daha cazip olacak.&#8221; (Hâkim)</li>
<li>&#8220;Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur&#8217;anı ticarete, menfaate alet ederler.&#8221; (Deylemi)</li>
<li>&#8220;Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.&#8221; (Hakim)</li>
</ol>
<h4>Kıyamet Hakkında Bilinenler</h4>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2201" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-1024x683.jpg" alt="Kıyamet hakkında ayetler" width="1024" height="683" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-1024x683.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-800x534.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Kıyamet alâmetlerinin tasnifi konusunda da farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Kıyamet alametlerinin zuhur edip sona ermesi (geçmiş alâmetler), zuhur etmekte olan ve artarak devam eden orta alâmetler ve son olarak da Kıyamet’e yakın zuhur edecek yakın alametler olarak üçlü olarak bir tasnif bulunmaktadır. Geçmiş alâmetlere Rasulullah’ın vefatı, orta alâmetlere kötülük ve fuhşun yayılması, yakın alametlere ise Hz. İsa’nın gökten inişi örnek verilebilir.</p>
<p>Bir diğer tasnife göre ise önemine binâen küçük veya büyük olarak sınıflandırılmasıdır. Üzerine tartışma olan alâmetler daha çok büyük alâmet olarak addedilen yukarıda da bir kısmını zikrettiğimiz Kur’an’daki ifadeler ve Hz. İsa’nın inişi, Yec’’ûc ile Me’cûc gibi alâmetlerdir. Dâbbetu’l-arz’a değinmek gerekirse “yer hayvanı” olarak bilinen bu alâmet, yer altından çıkacak bir varlığın mevcudiyeti ve iman konusunda bazı eksiklikleri söyleyeceği Kur’ân’da geçmektedir. Mâhiyeti hakkında detaylı bilgi bulunmayan bu hususta iman etmek kâfi olmaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2657" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-1.jpg" alt="kıyamet hakkında ayetler" width="640" height="421" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-1.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-ayetler-1-300x197.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Duhân konusunda ise semanın duman ile kaplanması söz konusudur. Bu kelimenin geçtiği sûrede(Duhan) ifadeler dikkat çekicidir. Burada siyak ve sibak meselesi konuyu daha iyi izhâr edecektir. Bu ifadeden öncesi ayetlerde daha çok Allah’ın birliği ve O’nun hakimiyeti, Allah’ın rahmetinin tezahürü olarak peygamberler göndermesi ifade edilir. Daha sonra ise bütün bu uyarılara uymayan insanı çepeçevre saracak, acı içinde bırakacak dumanın saracağı ve ancak bu acının kaldırılması neticesinde iman edecekleri geçmektedir. Ancak bu ayetlerin devamında vefâsız insanın yine verdiği sözde durmayacağı şöyle ifade edilmektedir: “Biz azabı geçici bir zaman için kaldıracağız, fakat siz yine eski halinize döneceksiniz. Onları müthiş bir yakalayışla (batşe-i kübrâ) yakalayacağımız gün öcümüzü mutlaka alırız” (ed-Duhân 44/15-16).</p>
<p>Bu ve kıyamet hakkında bilinenlerle konuya daha fazla detay vermek mümkün olsa da burada noktalayacağız. Çünkü genel itibariyle alâmetler insanın gidişatın hayırlı olmaması neticesinde ortaya çıkacak durumlar olmaktadır. Önemli olan durum ana fikri anlayabilmektir. Bu işaret edilen gün evet elbette gelecektir ancak insanların bu bilgileri öğrendikten sonra kendine çeki düzen vermesi ve bu yoldan bir dönüşün olmasının mümkün olmadığını anlaması gerekmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz küçük alâmet olarak adlandırılan durumların gerçekleşmiş olduğu bütün okuyucular tarafından kabul edilecektir.<img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-2202" style="font-size: 19.4286px;" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler-1024x303.jpg" alt="Kıyamet hakkında hadisler" width="1024" height="303" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler-1024x303.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler-300x89.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler-768x227.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler-800x237.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-hakkinda-hadisler.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Peki sırada sizce hangileri vardır? İnsan bu saatten sonra nasıl davranmalıdır? Bu sorulara herkesin kendi cevaplarını vermesi ve kendi hayatını gözlerinin önüne sermesi gerekmektedir. Düzeltilmesi gereken hususlar düzeltilmeli, ortadan kaldırılması gerekenler kesilip atılmalıdır. Tevbe kapısının her daim açık olması bilinen bir gerçektir. Ayrıca insanların sadece bu alâmetlerden korkarak yaşam sürmesi de abestir. Çünkü Nasreddin hocanın da dediği gibi kişinin kendi kıyameti ölümüdür. Bu yukarıda zikredilen günleri görebileceğimiz kesin bile değilken kendi ölümümüze hazırlanmalı ve her daim kendimizi buraya göre şekillendirmeliyiz.</p>
<h4>Kıyâmet Hakkında Ayetler</h4>
<p>Kıyamet hakkında bilinenler arasında ayetlere çokça yer verilebilir. Yukarıda da bir bölümünü zikrettiğimiz ayetlerden farklı olarak Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de geçen diğer ayetleri de burada zikretmek istiyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2658" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alametleri.jpg" alt="kıyamet alametleri" width="1024" height="683" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alametleri.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alametleri-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alametleri-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alametleri-800x534.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<ol>
<li>&#8220;Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.&#8221; (Bakara, 85)</li>
<li>&#8220;Allah&#8217;ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah&#8217;ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.&#8221; (Al-i imran, 180)</li>
<li>&#8220;Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: &#8220;Haklarında (mü&#8217;minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?&#8221; Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: &#8220;Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir.&#8221; (Nahl, 27)</li>
<li> <span class="ayet_icerik_metin">&#8220;Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim.&#8221; (Taha, 15)</span></li>
<li> &#8220;<span class="ayet_icerik_metin">Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.&#8221; (Hac, 1)</span></li>
<li>&#8220;Göklerin ve yerin mülkü Allah&#8217;ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.&#8221; (Casiye, 27)</li>
</ol>
<h4><strong>Kıyâmet Hakkında Hadis-i Şerifler</strong></h4>
<p>Kıyamet hakkında bilinenler kısıtlı olsada rivayet edilen hadisler, hadis kitaplarında &#8220;eşrâtü&#8217;s-saa&#8221;, &#8220;fiten ve melahim&#8221; bölümlerinde yer almaktadır. Bizde burada konumuz ile alakalı bazı hadisleri belirtmek istiyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2659" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alameti.jpg" alt="kıyamet alameti" width="640" height="360" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alameti.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alameti-300x169.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alameti-400x225.jpg 400w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2021/01/kiyamet-alameti-600x338.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<ol>
<li>&#8220;İlmin azalması, bilgisizliğin çoğalması, fuhşun alana çıkması, kadınların çoğalması, elli kadına bir erkek düşecek kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir.&#8221; (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 72)</li>
<li>&#8220;Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine asi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman; işte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.&#8221; (Tirmizî)</li>
<li>&#8220;Nefsim kudret elinde olan Allah&#8217;a yemin ederim ki, imamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize karşı kullanmadıkça, dünyanıza şerlileriniz vâris olmadıkça kıyamet kopmaz.&#8221; (Tirmizî)</li>
<li>&#8220;İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, fâiz yemeyen kimse kalmayacaktır. Fâizin kendisini yemese bile tozunu yutacaktır.&#8221; (Ebu Dâvud)</li>
<li>&#8220;İnsanlar bina yapmakta birbirleriyle yarışmadıkça kıyamet kopmaz.&#8221; (Buhârî)</li>
<li>&#8220;Hepsi de Allah&#8217;ın peygamberi olduğunu iddiâ eden otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmaz.&#8221; (Tirmizî)</li>
</ol>
<p>Kıyamet Hakkında Bilinenler gibi yazıları okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/dinsel-bilgiler/"><strong>buraya</strong> </a>tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/kiyamet-hakkinda-bilinenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil ve Kültür İlişkisi</title>
		<link>https://siyaksibak.com/dil-ve-kultur-iliskisi/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/dil-ve-kultur-iliskisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2020 18:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2167</guid>

					<description><![CDATA[Dil ve Kültür İlişkisi&#8230; Her insan içine doğduğu toplumun kendisine sunduğu belirli normlar çerçevesinde hayata başlamaktadır. Bu normlar başlangıçta o toplumda bulunan herkes için belirli olmakta ve istisnalar dışında meydana gelmektedir. Bunların en başında iki temel esas gelmektedir. Birisi dil diğeri ise kültürdür. İnsan çevresinde uygulanan ve sürekli duymakta olduğu dili kavramaya çalışarak, ondan anlamlar üretmeye başlayarak hayatını devam ettirmektedir. Nitekim belirli süreçlerden sonra kendisinin de bu dili kullanmaya başladığı ve kendini bu şekilde ifade ettiği bellidir. Ülkemizde bulunan belirli yörelerde birbirlerinden farklı toplumlar bulunmaktadır. Bu toplumlar çok uzun zamanlar sonrası ortaya çıkan hayat tarzlarını her durumlarına yansıtmakta ve ortaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5>Dil ve Kültür İlişkisi&#8230;</h5>
<p>Her insan içine doğduğu toplumun kendisine sunduğu belirli normlar çerçevesinde hayata başlamaktadır. Bu normlar başlangıçta o toplumda bulunan herkes için belirli olmakta ve istisnalar dışında meydana gelmektedir. Bunların en başında iki temel esas gelmektedir. Birisi dil diğeri ise <strong>kültür</strong>dür. İnsan çevresinde uygulanan ve sürekli duymakta olduğu dili kavramaya çalışarak, ondan anlamlar üretmeye başlayarak hayatını devam ettirmektedir. Nitekim belirli süreçlerden sonra kendisinin de bu dili kullanmaya başladığı ve kendini bu şekilde ifade ettiği bellidir.</p>
<div id="attachment_2171" style="width: 1034px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2171" class="size-large wp-image-2171" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur-1024x430.jpg" alt="Dil ve Kültür" width="1024" height="430" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur-1024x430.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur-300x126.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur-768x322.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur-800x336.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-ve-kultur.jpg 1118w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><p id="caption-attachment-2171" class="wp-caption-text">Dil ve Kültür</p></div>
<p>Ülkemizde bulunan belirli yörelerde birbirlerinden farklı toplumlar bulunmaktadır. Bu toplumlar çok uzun zamanlar sonrası ortaya çıkan hayat tarzlarını her durumlarına yansıtmakta ve ortaya koymaktadır. Bu durumlardan birisi de <strong>dil</strong>dir ve onu kültür etkilemekte ve farklılaştırmaktadır. Örnekleri her gün karşımıza çıkmakta ve hatta bazı durumlarda aynı ülke insanı olmamıza rağmen içine doğduğumuz farklı toplumların farklı kültürel yaşamları nedeniyle birbirimizi anlamakta güçlük bile çekmekteyiz.</p>
<p>Bütün bu durumlar göz önüne alındığı takdirde kendisiyle hayatımıza başladığımız dilimiz, kültürel etkileşmelerle değişerek farklı mizaç ve kabiliyetlere sahip bireyler olmak için kendini gerçekleştirmektedir. Bu süreçler bizim en çok düşünce faaliyetimizi etkilemekte ve yön vermektedir. Eski Anadolu hayatımızı göz önüne getirecek olursak, doğu kültürüyle yetişmiş bir aileden bir kişiyle evlilik yapmak istersek eğer bu durum zorlaşmakta ve hatta bazı durumlarda kan davalarına bile sebep olmaktadır. Çünkü o toplum kendi içine kapanık bir kültürle yetişmiş ve bununla birlikte ortaya koyulan ilk düşünce bu biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu tamamen varsayımsal bir örnek olup tüm doğu burada kastedilmemektedir. Nitekim aynı durum başka bir toplumda meydana geldiği takdirde belki de böyle düşünce ortaya çıkmamakta, durum daha makul seviyelerde düzeltilebilir hale getirilmektedir.</p>
<p>Bir başka örnek olarak İngilizce dilinden dilimize yapılan çeviriler ya da tam tersi durumlarda tam olarak anlatılmak istenen durumun metin çevirisi ile anlaşılamaması sorunudur. Çünkü her iki tarafta da ifade edilen anlam kelimenin anlamını karşılamayabilmekte ya da tam olarak anlamak için o metnin yazarının yetiştiği ortam incelenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak içinde yaşadığımız toplum bizi her yönde etkilemekte ama en fazla etki de zihin dünyamızın oluşumunda meydana gelmekte, konuşmalarımız, anlamsal çağrışımlarımız ya da bir cümleyle kastımız içinde bulunduğumuz ortamla nihai anlamına kavuşmaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2173" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-dusunce-kultur.jpg" alt="Dil düşünce kültür" width="640" height="427" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-dusunce-kultur.jpg 640w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/dil-dusunce-kultur-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Dil ve <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BClt%C3%BCr#:~:text=K%C3%BClt%C3%BCr%2C%20toplumlar%C4%B1n%20kendilerine%20%C3%B6zg%C3%BC%20olan,bir%20anlam%20ve%20%C3%B6nem%20sistemidir.">Kültür</a> İlişkisi gibi yazıları okumak için <a href="https://siyaksibak.com/category/denemeler/"><strong>buraya</strong></a> tıklayınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/dil-ve-kultur-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Şer&#8217;iyye Sicilleri</title>
		<link>https://siyaksibak.com/osmanli-seriyye-sicilleri/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/osmanli-seriyye-sicilleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2020 14:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2136</guid>

					<description><![CDATA[Şeriyye Sicilleri Mahiyeti  Şeriyye sicilleri, kadı sicilleri, kadı divanı, mahkeme kayıtları, sicillât-ı şer‘iyye ve yaygın kullanımı ile şer‘iyye sicilleri denilen bu defterler kadı yahut nâibi tarafından tutulmakta ve çeşitli türden belgeleri içermektedir. Osmanlı Tarihi düşünüldüğü vakit bu tarz belgelerin o günün sosyolojik durumlarının anlaşılmasında önemli rol oynadığı farkedilmektedir. Kadıların yazışmalarından halkın davalarına kadar her türlü durumun kaydedildiği bu siciller o şartlar hakkında genel perspektifi bize yansıtmaktadır. Ayrıca tarihsel veriler bağlamında da bizlere yardımcı olmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken önemli kavramlar bulunmaktadır. Bu kavramlar mahdar, sicil ve sakk olarak üçe ayrılmaktadır. Mahdar kavramı terimsel olarak hukuki bir dava ile ilgili kayıtlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Şeriyye Sicilleri Mahiyeti</strong></h2>
<p style="text-align: left;"> Şeriyye sicilleri, kadı sicilleri, kadı divanı, mahkeme kayıtları, sicillât-ı şer‘iyye ve yaygın kullanımı ile <strong>şer‘iyye sicilleri</strong> denilen bu defterler kadı yahut nâibi tarafından tutulmakta ve çeşitli türden belgeleri içermektedir. Osmanlı Tarihi düşünüldüğü vakit bu tarz belgelerin o günün sosyolojik durumlarının anlaşılmasında önemli rol oynadığı farkedilmektedir. Kadıların yazışmalarından halkın davalarına kadar her türlü durumun kaydedildiği bu siciller o şartlar hakkında genel perspektifi bize yansıtmaktadır. Ayrıca tarihsel veriler bağlamında da bizlere yardımcı olmaktadır. Burada üzerinde durulması gereken önemli kavramlar bulunmaktadır. Bu kavramlar mahdar, sicil ve sakk olarak üçe ayrılmaktadır. <strong>Mahdar</strong> kavramı terimsel olarak hukuki bir dava ile ilgili kayıtlar olarak tanımlanabilirken, sicil bu kararların kaydedildiği kağıtları ifade etmekte, sakk ise bu kayıt esnasında takip edilen <em><a href="https://siyaksibak.com/usulsuz-vusul-olmaz/" target="_blank" rel="noopener sponsored noreferrer">usül</a> </em>ve yöntemleri tanımlamaktadır. Dolayısıyla buradan anlaşılan bu kayıtların alelâde tutulmadığı, belirli usuller gözetilerek ele alındığı fark edilmektedir. Bu kayıtların buradan hareketle tarihe ışık tutmaları daha kanıtlanabilir olmaktadır.</p>
<div id="attachment_2143" style="width: 1034px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2143" class="wp-image-2143 size-large" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri-1024x630.jpg" alt="Şeriyye Sicilleri" width="1024" height="630" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri-1024x630.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri-300x185.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri-768x473.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri-800x492.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/seriye-sicilleri.jpg 1063w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><p id="caption-attachment-2143" class="wp-caption-text">Osmanlı Şeriyye Sicilleri</p></div>
<p><strong>Şer&#8217;iyye sicilleri</strong>nde kullanılan dil, başlangıçtan XVI. asır sonlarına kadar Arapça iken zamanla neredeyse tamamen Türkçe ‘ye inkılap etmiştir. Yine de birçok halde özellikle vakfiyeler, bazı tereke ve aile hukukuna ilişkin kayıtlar ve sicilleri tutan kadının göreve başlamasını gösteren kısımlar Arapça kaleme alınmışlardır. Dolayısıyla okunması açısından bizlere daha makul gelmektedir. Siciller tutuluş açısından da üçlü bir tasnif ile değerlendirilebilir. İlk olarak Tereke, vekalet, hüccet gibi yalnız bir konuya ait konular, ikinci kısım olarak Sicill-i mahfuz denilen evlenme, boşanma, alacak-verecek, fermanlar, beratlar, son olarak ise tarih sırası önemsenmeden tutulan defterlerdir.</p>
<p><strong>Osmanlı şeriye sicilleri</strong> yoğun olarak Türkiye ve Osmanlı’nın hüküm sürdüğü vilayetlerde bulunmaktadır. Türkiye’de bulunan siciller eksikleri olmakla beraber kayıt altına <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_Akg%C3%BCnd%C3%BCz" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Ahmet Akgündüz</strong></a> tarafından Şer’iyye Sicilleri adlı kitapta ele alınmıştır.</p>
<p>Sicil defterleri genelde dar ve uzun defterler olup (15 × 45 cm. gibi) sayfa sayıları 10-20’den 200-300’e kadar çıkabilmektedir. Defterler ortalama 100 sayfa civarındadır ve 400-500 kaydı içermektedir.</p>
<div id="attachment_2149" style="width: 360px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2149" class="size-full wp-image-2149" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/kadi-sicilleri.jpg" alt="Kadı Sicilleri" width="350" height="208" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/kadi-sicilleri.jpg 350w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/12/kadi-sicilleri-300x178.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 350px) 100vw, 350px" /><p id="caption-attachment-2149" class="wp-caption-text">Kadı Sicilleri</p></div>
<h3><strong>Osmanlı Şeriyye Sicillerinin Tarih Kaynağı Bakımından Hususiyetleri</strong></h3>
<p>Bu bölüm bizim asıl amacımızı izhâr edecektir. Çünkü yukarıda genel çerçeve ile anlatılan <strong>Şeriyye Sicilleri</strong>’nin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Böylesine dikkatli ve özenli hazırlanan bu belgeler tarihe ışık tutma noktasında birinci elden kaynak olma hüviyetindedir. Dolayısıyla bir olay ve durum araştırmamızda başvurmamız gereken ilk kaynaklar bu sicillerdir.  Bu kısma değindikten sonra bu sicillerin ayrı bir önemi de adli siciller hususunda kendisini göstermektedir. Kadılık, naiplik, muhzırlık, mübaşirlik, bostancıbaşılık, çavuşluk ve subaşılık gibi adli müesseselerin hem idari yapılarını hem de gördüğü görevleri geniş şekilde şer&#8217;iyye sicillerinden öğrenebiliriz. Ayrıca muslihûnun, şuhûdu&#8217;l-hâlin, kassamın ehl-i vukûfun ve benzeri mahkeme teşkilatıyla ilgili görevlilerin kimler arasından hangi ölçütler gözetilerek seçildiğini ve ne gibi işlevler gördüğünü gene şer&#8217;iyye sicillerinden takip edebiliriz. <a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Diğer önemli katkılarını da sıralarsak; merkez teşkilatı ile taşra teşkilatı arasındaki ilişkileri ortaya koymada, fetva-kaza ilişkilerinin detaylandırmamızda, hukuk tarihi bakımından İslam hukukunun mes’elelere yansımasını görmekte, iktisat tarihi ve yerel tarihin öğrenilmesinde önemli katkıları bulunmaktadır. <a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> Bu sicillerin katkısıyla bizim önümüz birçok konuda aydınlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin hem teşkilat yapılarını hem de kadılarının ve halkın mahkemelerdeki tutumlarını bu siciller ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Osmanlı üzerine bir araştırma ya da bir bilgiyi elde etmek için bu kaynaklar bizler için çok mühim bir konumda yer almaktadırlar. Çünkü daha önce de ifade etmiş olduğumuz birinci elden kaynak olmak ve neredeyse o günün betimleyici bir şekilde ruhunu anlayabilmek bu metinler üzerinden geçmektedir. Hülasa edersek; <em><strong><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/seriyye-sicilleri" target="_blank" rel="noopener sponsored noreferrer">Şeriyye Sicilleri</a></strong></em> Osmanlı araştırmaları açısından bölgesel bazlı birçok mes’elede bizlere kaynaklık etmekte ve baş ucu metinler olarak karşımızda durmaktadırlar.</p>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Akademik Çalışmalar</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
<p>1) Mustafa Doğuş GÜNER – 1497 numaralı Rize Şer’iyye Siciline göre Rize’de sosyal ve ekonomik hayat – Yüksek Lisans</p>
<p>2) Fatih Dursun – Şer’iyye sicillerine göre 18. Ve 19. Yüzyıllarda Diyarbakır’da tekstil – Yüksek Lisans</p>
<p>3) Duygu Tanıdı – Şer’iyye Sicilleri’ne göre XVIII.yüzyılda Rusçuk’ta suç ve ceza – Doktora</p>
<p>4) Ayşe Betül YENER – Osmanlı Şer’iyye sicillerinde ve fetva mecmualarında içki içme suçu ve cezası – Yüksek Lisans</p>
<p>5) Okan GÜMÜŞDOĞRAYAN – Üsküdar Şer’iyye Sicillerinde kadın ve çocuklarla ilgili davaların analizi – Yüksek Lisans</p>
<p>6) Ali METLİ – Saraybosna Şer’iyye Sicilleri’ne göre Osmanlı ailesi (1783-1786) – Yüksek Lisans</p>
<p>7) Ömer KORKMAZ – XVIII.yüzyıl Adana Şer’iyye sicilleri özelinde Aile Hukuku – Doktora</p>
<p>8 ) Esra ÇETİNKAYA – Osmanlı Hukukunda sulh sözleşmesi: Üsküdar ve Bursa şer’iyye sicillerine göre borç ilişkilerinde sulh sözleşmesi (M.1501-1551/ H.906-958) – Yüksek Lisans</p>
<p>9) Rümeysa BİLGİLİ – Şer’iyye sicilleri ışığında kadın: Kayseri örneği (1700-1720) – Yüksek Lisans</p>
<p>10) Eyüp ERBİLİCİ – 1715 tarihinde Gaziantep’te sosyal, siyasi ve iktisadî yapı: 66 Numaralo Gaziantep Şer’iyye Sicilleri metin trankripsiyonu ve değerlendirmesi – Yüksel Lisans</p>
<p>11) Hülya Akbulut – Şer’iyye sicillerine göre xıx, yüzyılın ilk yarısında Trabzon’da gayrimüslimler (1800-1850) – Yüksek Lisans</p>
<p>12) Sadık AKDEMİR – XVIII. yüzyılın ilk yarısında Isparta’da sosyo-ekonomik ve kültürel hayat (170 ve 171 numaralı şer’iyye sicillerine göre) – Doktora</p>
<p>13) Süleyman BİLGİN – Bursa şer’iyye sicilleri B-317/558 nolu defterin değerlendirilmesi (1826-1827) – Yüksek Lisans</p>
<p>14) Hasan MOĞOL – Şer’iyye sicillerine göre XIX.yüzyılın ilk yarısında Antalya – Doktora</div></div>
<div class="su-spoiler su-spoiler-style-default su-spoiler-icon-plus su-spoiler-closed" data-scroll-offset="0" data-anchor-in-url="no"><div class="su-spoiler-title" tabindex="0" role="button"><span class="su-spoiler-icon"></span>Kaynakça</div><div class="su-spoiler-content su-u-clearfix su-u-trim">
<p>Akgündüz, Ahmet. “İslam Hukukunun Osmanlı Devleti’nde Tatbiki: Şer’iyye Mahkemeleri ve Şer’iyye Sicilleri”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 14 (2009), 13-48.</p>
<p>Gedikli, Fethi. “Osmanlı Hukuk Tarihi Kaynağı Olarak Şer’iyye Sicilieri”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi 3/5 (2005), 187-213.</p>
<p>Uğur, Yaşar. “Şer’iyye Sicilleri”. TDV İslam Ansiklopedisi. 39/8-11. İstanbul: TDV Yayınları, 2010.</div></div>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/osmanli-seriyye-sicilleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstitaat Ne Demek?</title>
		<link>https://siyaksibak.com/istitaat-ne-demek-nedir/</link>
					<comments>https://siyaksibak.com/istitaat-ne-demek-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güneri]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2020 13:06:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://siyaksibak.com/?p=2056</guid>

					<description><![CDATA[İstitaat Ne Demek? İstitaat Ne Demek? İstitaat kelimesi sözlükte boyun eğmek, itaat etmek manasına gelen tav’ kökünden türemiş olup, muktedir olmak, güç yetirmek anlamlarına gelmektedir. Kelam terminolojisinde terim olarak ‘kulun fiilini gerçekleştirmesi için gerekli olan vasıtaları kullanarak ihtiyari fiillerini meydana getirmesini mümkün kılan güç’ diye tanımlanır. Zıddı ‘acz’dır. İstitaat Nedir? İstitaat kavramı hicri ikinci yüzyıl başlarından itibaren kader meselesi, kulların fiilleri ekseninde tartışılan bir konudur. Bu kavram kelam literatüründe iki anlamda kullanılmıştır. Fiilin işlenmesini sağlayan vasıtalar. Sünni âlimler kişinin bir fiili gerçekleştirebilmesi için organizmasında o fiile ait yetenek, organın sağlıklı bir şekilde bulunmasını bu terimle ifade etmiş ve bunu selametü-l [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>İstitaat Ne Demek?</h2>
<p><strong>İstitaat Ne Demek? İstitaat</strong> kelimesi sözlükte boyun eğmek, itaat etmek manasına gelen tav’ kökünden türemiş olup, muktedir olmak, güç yetirmek anlamlarına gelmektedir. Kelam terminolojisinde terim olarak ‘kulun fiilini gerçekleştirmesi için gerekli olan vasıtaları kullanarak ihtiyari fiillerini meydana getirmesini mümkün kılan güç’ diye tanımlanır. Zıddı ‘acz’dır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2058 size-large" src="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat-1024x682.jpg" alt="istitaat" width="1024" height="682" srcset="https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat-1024x682.jpg 1024w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat-300x200.jpg 300w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat-768x512.jpg 768w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat-800x533.jpg 800w, https://siyaksibak.com/wp-content/uploads/2020/11/istitaat.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h3>İstitaat Nedir?</h3>
<p><strong>İstitaat</strong> kavramı hicri ikinci yüzyıl başlarından itibaren kader meselesi, kulların fiilleri ekseninde tartışılan bir konudur. Bu kavram kelam literatüründe iki anlamda kullanılmıştır.</p>
<ol>
<li style="list-style-type: none;">
<ol>
<li>Fiilin işlenmesini sağlayan vasıtalar. Sünni âlimler kişinin bir fiili gerçekleştirebilmesi için organizmasında o fiile ait yetenek, organın sağlıklı bir şekilde bulunmasını bu terimle ifade etmiş ve bunu selametü-l esbab ve-l alat terimiyle açıklamışlardır. İnsanın ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulmasının şartlarından birincisi bu vasıtalara sahip olmasıdır. Bu konumda bulunan kişi fiil konusunda iki zıttan birini tercih edebilir.</li>
<li>Fiilin gerçekleştirilmesini sağlayan güç. Kavramın asıl manasını teşkil eden bu güç iradesiyle belli bir fiili yapmak isteyen insanda buluna bir sıfattır. Birinci tür istitaatin fiilden önce insanda bulunması konusunda âlimler arasında ihtilaf yoktur. Bunun sebebi bir fiili gerçekleştirmesi için gerekli organı, gücü, yeteneği yoksa o kişiden o fiili gerçekleştirmesini istemek makul olmaz.</li>
</ol>
</li>
</ol>
<p>Yani fiile ilişkin gücün varlığı konusunda kelam ekollerinde bir farklılık yok. Ancak bu gücün nasıllığı konusunda ekoller ihtilaf etmişlerdir. Burada kavramın fiilden önce mi yoksa işlenme esnasında mı bulunduğu meselesi pek çok konuyla bağlantılıdır. Aslında insan fiili probleminin bir parçasıdır. Mesela Nesefi bundan dolayı Tabsıratü’l Edille fi Usuli’d – Din adlı eserinde <strong>istitaat</strong> bölümünden hemen sonra fiillerin yaratılışı konusuna geçmiştir. Mezheplerin bu konuya dair görüşleri kader, kulların fiilleri, Allah’ın ilmi ve kudreti, arazlara dair görüşlerine göre şekillenmiştir.<strong> İstitaat</strong> meselesi sayılan bu konuların bir parçasını teşkil etmiştir. <strong>İstitaat</strong> konusunda daha detaylı bilgiye<a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/istitaat" target="_blank" rel="noopener sponsored noreferrer"><em><strong> bu siteden</strong> </em></a>ulaşabilirsiniz.</p>
<p>İstitaat Ne Demek? benzeri yazılara <a href="https://siyaksibak.com/category/dinsel-bilgiler/"><em><strong>buradan</strong></em></a> ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://siyaksibak.com/istitaat-ne-demek-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
